Nihat Ünsal

PAYLAŞ
Nihat Ünsal

HAYDİ ABBAS

Cahit Sıtkı askerliğini 
yedeksubay olarak
yapmak üzere birliğine gider.
O yıllarda
yedeksubay sayısı az olduğundan
her yedeksubaya
emir eri verilmektedir.
Birliğine gittiğinde
bölük yazıcısından
künye defterini ister.
Sırayla isimlere bakmaktadır ki
bir isim dikkatini çeker.
Abbas oğlu Abbas..
Sakat,
çolak eli yüzünden 
çürüğe ayrılmış biridir Abbas.. 
Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister.
Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısındaki civan mert 
yiğit biri selam çakıp;
- Abbas oğlu Abbas, Emret komutan!.. der..
Aralarında şöyle bir konuşma geçer;
- Nerelisin?
- Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.
- Sen benim emir erim olur musun?
- Sen bilir komutan!.
Askere 
eşyalarını toplamasını
ve kendi evinin altındaki
boş yere taşınmasını ister. 
Zamanla askerin zekası
ve sıcakkanlılığından
etkilenir.
Abbas
her sabah erkenden kalkar, Cahit Sıtkı'ya kahvaltı,
öğle yemeğini ise
sormadan hazırlar. 
Tüm ihtiyaçlarını
 Çkarşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir.
Düzenli olarak 
Cahit Sıtkı'nın kıyafetlerini ütüler hazırlar 
ve evin temizliğini yapar..
Akşamları olunca
Cahit Sıtkı'nın sevdiği
 yemek ve mezeleri hazırlar..
Zamanla aralarında
komutan asker ilişkisinden 
daha güçlü 
bir dostluk bağı oluşur.
Bu saf ve temiz 
Anadolu çocuğundaki 
sadakat 
ve temiz yürekten 
etkilenmiştir Cahit Sıtkı.. 
Zaman zaman karşısına alıp dertleşir 
ve bu Anadolu çocuğunun
ruhundaki gizli şeyleri keşfeder..
Akşamları 
rakı sofrası kurup
en güzel kızartma
ve mezeleri hazırlar Abbas.. Aralarındaki
duygu bağları güçlenir. 
Böyle bir keyif akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar;
- Sen İstanbul'u bilir misin Abbas?
- Bilir komutanım..
- Orda bir Beşiktaş var bilir misin?
- Bilir komutan!. Ben orda acemi birlikteydim. .
- Orda benim bir sevgilim var.. Sen O'nu kaçırıp 
bana getirir misin?
- Elbet komutan!
Sabah olur 
Cahit Sıtkı bakar ki 
Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş, traş olmuş, hazırlanmış.
Cahit Sıtkı sorar;
- Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?
- Ben istanbula gidecek komutan!..
- Ne yapacaksın sen İstanbulda?
- Sen söyledi bana.. 
Ben gidecek, 
sana sevgiliyi getirecek!..
Gözlerindeki hüznü
ve gözyaşlarını gizlemek istercesine 
arkasını dönüp kapıyı çarpar 
ve çıkıp gider
 Cahit Sıtkı...
Fakat bu mert askerin,
yüreği sevgi dolu 
Anadolu çocuğunun 
samimiyeti 
ve sıcaklığından duygulanır..
Akşam olur.. 
Ağaç altında 
rakı sofrası kurdurur 
ve Abbası karşısına oturtur.. 
Birlikte yer içerler 
ve Cahit Sıtkı 
o meşhur şiirini kaleme döker..
ve der ki:

Haydi Abbas, 
vakit tamam..
Akşam diyordun, işte oldu akşam..
Kur bakalım çilingir soframızı..
Dinsin artık bu kalp ağrısı..
Şu ağacın gölgesinde olsun,
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal,
çıksın bu gece..
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı
 sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit;
Al getir
ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan.
Yaşamak istiyorum 
gençliğimi yeni baştan..
Cahit Sıtkı Tarancı

Ben de derim ki:
(Tarancı’ya yanıtım,
rahmetle anıyorum.N.Ü.)

Abbas'a
seslendiğin gün,
Sanki dün!
Ne senden eser kaldı
ne Abbas,
ne de ona olan sevgin.
Yok oldu
güzel dilin,
Toprak oldu bedenin.
Akşamlar oluyor bir bir,
yaşam
bıraktığın gibi,
aynen devam ediyor bil.
Dönüver de;
Abbas'ı
ve bağlılığını geri getir!
Haberler,
hala salınıyor Ay’a,
kuruluyor
çilingir sofraları,
diniyor,
baş ağrısı güya!
İlk sevgiliyi
bulmak isteyenler,
artık,
gitmiyor Beşiktaş'a
devam ediyorlar
şiirlerini okuyup;
hayal aleminde
o içten duygularını
yaşamaya...

Nihat ÜNSAL 

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN