'Soykırım' yalanındaki 'Almanya' gerçekleri.

PAYLAŞ
'Soykırım' yalanındaki 'Almanya' gerçekleri.

ERMENİ SÜRGÜNÜ ve ALMANYA’NIN SÜRGÜNE ETKİSİ

(ALMAN CİHADI)

  Konu ile yakından ilgili olması nedeniyle “Şark Meselesi” konusunu kısaca özetleyerek başlayalım konuya:

  İlk defa 1815 yılında Viyana kongresinde Rus Çarı Aleksandır tarafından gündeme getirilen “Şark Meselesi-Doğu Sorunu” genel olarak Avrupa’nın büyük devletlerinin, Osmanlı İmparatorluğunu ekonomik ve siyasi nüfus ve hükmü altına almak veya nedenler icat ederek parçalamak; Osmanlı idaresinde yaşayan değişik milletlerin egemenliklerini temin etmek ve Türkleri tekrar Orta Asyaya göndermek istemelerinden doğan tarihi sorunların tümüne birden verilen addır.

  Bunun için Fransız Tarihçi Albert Sorel “Türkler Avrupaya ayak bastığı gün Şark Meselesi ortaya çıktı.” demiştir.

  Türklerin Avrupa içlerine kadar girmesine engel olmaktan, Türklerin tekrar Orta Asyaya yollanmasına kadar çeşitli safhaları içeren “Şark Meselesinin” konuyu uzatmamak için ikinci safhasının Ermeni meselesini çağrıştıran kısımlarından bahsedelim;

 1.Başta Balkanlar olmak üzere Osmanlı topraklarında yaşayan hristiyan toplulukları isyana teşvik ederek önce muhtariyetlerini sonra bağımsızlıklarını kazandırmak.

 2.Bu gerçekleşmez ise adı geçen topluluklar için reformlar istemek (Nitekim Özellikle 19.Yüzyıl ikinci yarısında Osmanlıda yapılan bütün Islahat hareketlerinde bu görülür). Özellikle Ermeniler için Ayestafenos Anlaşması ve Berlin Antlaşmaları ile verilen haklar Ermeni topluluğunun Batı Milletlerinin gündemine taşınmasına neden olmuştur.

 3. Osmanlı egemenliğinde bulunan bütün milletlerin ayaklanmasını sağlamak.

 Görüldüğü gibi Ermeni Meselesi “Şark Meselesinin” Osmanlının Asya topraklarındaki uzantısıdır ve temelinde Avrupanın din şuuru ile beslenen siyasi ve milli tahrikleri yatmaktadır.

  Türklerin Anadoluya son girişleri sırasında (1071) Kafkasyada ve Anadolunun çeşitli yerlerinde dağınık yaşadıkları görülen Ermeni toplumu ile ilişkilerin Osmanlının kuruluş yıllarında başladığı bilinmektedir. Ve, o tarihlerde Anadolu’da kurulu bir Ermeni devleti de yoktu.

Ermenistan’ın kuruluşu 28 Mayıs 1918 dir ve ilk tanıyan ülke de Osmanlı Devletidir.

1920 Aralık ayında Kızıl Ordu tarafından işgaledilmiş ve Sovyetler birliğinin bir parçası haline gelmiştir.

Ve o tarihten bugüne kadar “Ermenistan” terimi ile “Ermeni kökeni” konusunda birçok teori ortaya atılmış ise de bugüne kadar halledilememiş konular arasındadır.

 Yani kimsenin elinde olan bir toprağın alınması veya işgal edilmesi söz konusu değildir.     Ermenilerin, Osmanlı ile yaşadıkları zaman diliminde Osmanlı toprağını savunma ve istiklalini koruma açısından hiçbir gayret veya hizmet sarfetmedikleri; bir damla kan dökmedikleri hatta tam aksini yaptıkları da bilinen bir gerçektir.

 Ayrıca yine bütün tarihçilerin birleştiği bir nokta vardır ki Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu içinde Rusya dahil diğer ülke Ermenilerinden çok daha elverişli imkanlar içinde ve Türk Toplumunun bir parçası olarak yaşamışlardır.

 Kendi dini inançlarını diledikleri gibi yaşamışlar (Ermeni Patrikhanesi kurulmuş), kendi okullarını açmış, kendi gazetelerini çıkarmışlardır. Türk’ler vatanlarını korumak için savaşırken bunlar ticaretle ilgilenip servetlerine servet katmışlardır.

 Devlet kademesinde en önemli görevleri üstlenmişlerdir. Millet-i Sadıka olarak bilinen bu toplum için Von Moltke;” Bu Ermenilere aslında Hıristiyan Türkler demek mümkün; bu egemen milletin gelenek ve göreneklerinden ve hatta lisanından o kadar çok şey almışlar ki!” demektedir.

29 Mart 1862 de çıkarılan ve 1863 yılında eklemeler yapılan” Ermeni Milleti Nizamnamesi”ni biraz da kötüye kullanarak; adeta muhtariyet ilan etmişcesine Ermeni Patriğine, Ermeni Cemaatini yönetme için geniş yetkiler tanınmıştır.

 Bu konuda yazacak çok şey var; ancak konuyu fazla dağıtmadan 1915 olaylarına (Sürgün-Tehcir-Deportation) girmek istiyorum.

  19.YY da Balkanlarda ortaya çıkan Milliyetçilik akımı (Ki Türk Milletini de etkilemiştir bu durum.), Ermeniler’in özellikle yurtdışında eğitim görmüşleri arasında yaygınlaşmış ve bağımsızlık hareketi için İhtilalci Komiteler kurarak Osmanlı topraklarında şubeler açmışlardır (HINÇAK ve DAŞNAKSUTYUN).

  Durumlarını Dünya gündemine taşımak için olmadık işler yapmışlar, örneğin; Türk askeri kıyafeti giyerek kendi insanlarını katledip Avrupa Hıristiyan İnancını istismar etmekten çekinmemişlerdir.

  Birinci Dünya Savaşının başlaması ve Osmanlı Devleti’nin bu şavaşa girmesi ile birlikte Ermeni Komiteleri ülke çapında sistemli bir şekilde harekete geçmişlerdir. Türk Ordusu; Çanakkale, Kanal, Filistin, Yemen, Galiçya ve Kafkasya gibi geniş bir cephede ölüm-kalım muharebeleri yaparken Ermeni Komitacılarının yaptıkları eylemlere kısaca göz atmak Tehcir (SÜRGÜN-GÖÇ) olayına ışık tutacaktır;

 1.Askerde bulunan Ermeni asıllılar silahları ile ordudan kaçıp Ruslara katılmışlardır.

 2.Yurt içinde karışıklıklar çıkararak Türk Askerinin; köylerini, ailelerini koruma içgüdüsüyle askerden kaçarak evlerine dönmelerine neden olmuşlardır (Konuya tekrar değineceğiz.).

 3.Seferberlik sırasında askeri ulaşım düzenini bozarak; asker, erzak ve mühimmat ikmaline engel olmuşlardır.

 4.Rus ordusu hududu geçince isyan çıkararak Türk ordusunu iki ateş arasında bırakmışlardır.

 5.Boşalttıkları köylerde her şeyi yakıp yıkarak hem Türk Askerine bir şey bırakmamışlar hemde dünya Kamuoyuna, zulüm görmüş kişiler olarak görünmüşlerdir.

6.Kendilerine dost olan devletler adına casusluk yapmışlardır.

 Nitekim ilk ayaklanma Zeytun’da (Maraş-Süleymaniye) olmuşve bu bölgedekiler de Konya’ya gönderilmişlerdir. Bunu, İzmit, Adapazarı, Bursa Adana, Samsun, İzmir. Urfa, Şarkikaraağaç, Yozgat (Boğazlıyan)olayları takip etmiştir.

 Köyler basılmış, askerden kaçmalar başlamış ve Ruslarla iş birliğine girişilmiştir.

  Nisan 1915 de, Van’daki ayaklanmalar Rusların Van’ı işgal etmelerine neden olmuş ve işgal sırasında binlerce yurttaşımız katledilmiştir.

 Yukarıda sıralanan bu olaylar ve daha fazlası ileride tekrar değineceğimiz gibi Alman istihbaratçıların Brifingi sonucunda öğrenilmiştir.

  Gözden kaçırılan bir nokta var ki Ermeni Komitacıların bu baskıları neticesinde bölgedeki Türkler göç etmeye başlamış ve Batı Trakya benzeri bir durumla karşılaşılmıştır.

 Yani, bölgedeki Türk nüfusun yok olması tehlikesi ile karşı karşıya kalınmıştır.

Göç göç oldu göçler yola düzüldü
Uyku geldi ela gözler süzüldü
O zamanda elim yardan üzüldü
Ağam nerden aşar yolu yaylanın

Doldur doldur nargilemi tezele
Sarardı gül benzim döndü gazele
Tut kolumdan indir beni mezere
Ağam nerden aşar yolu yaylanın

Asker indi Ilıca'nın düzüne
Geri döndüm şehir çarptı gözüme
Ben garibim kimse bakmaz yüzüme
Ağam nerden aşar yolu yaylanın

  Bu Erzurum Türküsü o günlerde yakılmıştır.

  Ermenilerin yaptıklarını anlamak için yerli ve yabancı kaynak ayırımı yapmadan onlarca kitap okumak lazım dersem abartmış sayılmam.

 Konu ile ilgili Talat paşanın anılarından bir bölümü buraya aktarıyorum;” … Ancak, Şark vilayetlerindeki müslümanların da Ermeni vatandaşlarımız yüzünden aynı miktarda zayiata uğradıkları bir vakıadır. Ruslar’ın; Van’ı, Bitlis’i, Muş’u ve Erzurum’u işgali sırasında yapılan ve bizzat Ruslar tarafından itiraf olunan zulüm ve cinayetler o derece vahşicesine yapılmışlardır ki, müslüman halk ikametgahlarında kalamayıp aç ve çıplak olarak göçe başlamışlardır. Bu şekilde hicret eden Müslümanlardan 600 bin kişi ölmüştür.”.

Talat Paşanın burada bahsettiği sadece bir göç olayıdır. Osmanlı topraklarının tamamında yapılan katliamlarda ölen insanımızın sayısı çok çok fazladır.

 Bütün bunlara rağmen Osmanlı Devleti bu ayaklanmalara ve katliamlara karşı 1915 Nisan’ında Van isyanına ve bunun sonunda Van’ın Rusların eline geçmesine kadar sınırlı caydırıcı önlemlerle pasif savunma durumunda kalmayı tercih etmiştir.

 Hatta daha önce çıkarılan bir Tehcir yasası Talat Paşanın engel olması üzerine ertelenmiştir.

 Nihayet 24 Nisan 1915 de İlk önlem olarak cemiyetler kapatılmış ve olaylara karışan yaklaşık 77.500 kişi içinden 2345 kişi tutuklanmıştır.

Bu nedenle bu tarihi anma yıldönümü sayarlar.

 Ancak, olaylar durulmamış ve büyük bir savaşın içinde olan Türk ordusunun (Ki tarihi bilgilerimiz bu savaşta Enver Paşanın sembolik Başkomutanlığı dışında, Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere bütün Komutanlık ve Birliklerin Kurmay Başkanlarının Almanlar olduğunu gösteriyor.) cephe gerisi ciddi tehdit altında kalmaya başlayınca bazı yerlerde yaşayan Ermenilerin, zarar veremeyecekleri bir yere nakilleri gündeme gelmiştir.

 

YARIN DEVAM EDECEK...

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN