'Soykırım' yalanındaki 'Almanya' gerçekleri.

PAYLAŞ
'Soykırım' yalanındaki 'Almanya' gerçekleri.

Yazımıza kaldığımız yerden deevam edelim...

 

ALMANYANIN TEHCİRE ETKİSİ

(ALMAN CİHADI)

Tarih içinde Prusya diye bildiğimiz bu ülke bütün Alman prensliklerini dize getirmiş ve 1870 yılında Fransayı da yenerek bugünkü Almanyayı oluşturmuştur.

Avrupanın ortasında kalması nedeniyle başlangıçta her türlü sömürgeciliğe karşı olmuş (Şark Meselesi dahil), kışkırtıcı davranmaktan çekinmiştir.

Ancak gelişen Almanya kabına sığmamaya başlamış ve II nci Wilhelm’in imparator olmasından sonra bu barışcı politikadan vaz geçmiştir.

  Ve Almanya tarihinde “Doğuya hücum-Drang Navh Osten”diye adlandırılan yayılmacı politika başlamıştır. Hedeflerinde sömürgeleştirmek vardır. Çünkü, o tarihlerde Avrupada küçük devletçiklerin bile bir yerlerde sömürgeleri vardı.

  Almanyanın ilk hedefi İngilizlerin elinde olan Hindistan ve Mısır’dır. Bu yerler müslüman ülkelerdir ve Hindistan hariç İngilizler tarafından ele geçirilmiş eski Osmanlı İmparatorluğunun topraklarıdır.

Ve karar verilir; Müslüman halk, Başta İngiltere olmak üzere, gayri müslim ülkelere karşı ayaklandırılacaktır.

İşte Almanyanın bu planınına “Alman Cihadı”denilmektedir.

  Almanya’nın yanında uzun zamandır müttefik olduğu Osmanlı İmparatorluğu vardır ve ondan istifade edecektir. Bunun için Hindistana uzayacak bir demiryolu hattı (Bağdat Demiryolu) planlanır ve Osmanlı ile anlaşarak yapımına başlanılır.

  Öncelikle Osmanlıda bulunan Halifelik kurumu gündeme getirilerek işlerliği sağlanacak ve padişaha Cihat ilan ettirilecektir.

  Okuyucu arkadaşlarım,1nci Dünya Savaşı sırasında Almanya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ilişki, bizlere resmi tarihle anlatıldığı gibi sadece bir müttefiklik düzeyinde değildir.

 Osmanlı İmparatorluğu savaş sırasında adeta Almanyanın bir Kolonisi durumundadır.

 Mustafa Kemal’in isyanı da bu duruma değil miydi?

 Neden böyle olmuştur; çünkü,1881 yılında Osmanlı Hazinesi iflas etmiş, Duyun-u Umumiye ile Hazine, alacaklı devletler ve bankerlere teslim edilmiş ve kendisine para verecek Almanya’dan başka ülke kalmamıştır.

 Kısaca her şey para için yapılmıştır.

Şimdi geniş bilgileri sizlerin araştırmasına bırakarak satır başları halinde bu borçlanma olayının sonuçlarını açıklamaya çalışayım;

 26 Ağustos 1896 da ERMENİLERİN Osmanlı Bankasına baskını olayını kınayan II nci Wilhelm 1898 de İstanbula gelir. Abdülhamid ile dostane ilişkiler içine girer. Gezisi Kudüs’e kadar devam eder ve İmparator burada kendisini müslümanların hamisi ilan eder. Ki bu sıralarda Osmanlı Sultanı Avrupa da “Kızıl Sultan-Zalim”diye adlandırılmaktadır (Yani imparator kendi ülkesi dahil bütün Avrupa insanını karşısına almaktadır.).

 İmparator, bu arada Padişahı Cihat konusunda aydınlatmaya başlar.

 İleriye dönük padişaha” Cihat”ilan ettirmeyi düşündüğü için de Osmanlı toprakları içinde başta Ermeni ve Rumlar olmak üzere Hristiyan topluluk istememektedir.

1908’den itibaren de İttihat ve Terakkicilerle sıkı ilişkiye girer. Hatta Büyükelçi, Enver beye bir ziyaret sırasında,” Meşrutiyeti biz istemezsek ilan edemezdiniz.” diyerek adeta aba altında sopa göstermiştir. Tabi, bu arada geleceği iyi hesap ettikleri için Enver Paşa ile ilişkilerini ilerletirler.

  İttihat ve Terakki Cemiyetinin Balkan Savaşı sonrası kaybettiği itibarını geri kazandırarak onların güvenini kazanmış ve bunu çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır.

 Ve 2 Ağustos 1914 de yapılan gizli bir toplantıda (Enver Paşa, Talat Bey, Sadrazam Sait Halim ve Meclis Bşk.Halil Paşalar) Osmanlı ordusunun bütün idaresi Almanlara bırakılmıştır (Hatta Eylül 1916 da Enver paşa Başkomutan vekili ve Harbiye Nazırı olmasına ragmen Alman İmparatoru Wilhelm’i Ordular Komutanı olarak tanıdığını belirtmiş ve İmparator da bunu bir emirle duyurmuştur.).

   Bu sırada İngilizlerden kaçıp Osmanlıya sığınan Goben ve Braslavin adlı iki Alman savaş gemisinin 5 milyon dolar (Bazı kaynaklarda 8 milyon.) karşılığında satın alındığı açıklanmış ve bu gemilere 27 Ekim’de Karadenize çıkmasına Enver Paşa tarafından izin verilmiştir.

 Bu gemiler 29 Ekim’de Rus gemilerini ve kıyılarını bombalamışlar ve Osmanlı Devleti’nin Dünya savaşına girmesine neden olmuşlardır. Bu tarihe kadar Almanya iki defa Osmanlıyı savaşa sokmaya çalışmış ancak İstihbarattan sorumlu Karabekir Paşa tarafından önlemiştir. Son olayda ise bizzat İmparator ve Enver devrededir ve Karabekir’in haberi bile olmamıştır.

  Ve nihayet 14 Kasım 1914 de, yine Enver Paşanın baskısı ile sırf Almanya istedi diye, padişah Cihat ilan etmiştir.

  Şimdi, Ermeni Sürgünü tartışılırken Osmanlı Devleti’nin Almanya’ya bu bağımlılığı ve emirlerine, talimatlarına uyma etkisi göz ardı edilebilir mi?

1nci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti ile müttefik olan ve Osmanlı Devleti’nin harbe girmesine neden olan Almanya’nın haberi olmaksızın Osmanlı Devleti’nin zorunlu göç kararı alması mümkün müdür?

 O dönemde Osmanlı Devleti’ni yöneten İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerinin tamamen Alman etkisinde oldukları ve Osmanlı ordusunun komuta kademesinin de Alman generallerinin idaresinde olduğu gerçeği dikkate alındığında, zorunlu göç kararı alınırken en azından Almanya ile istişarede bulunulmuş olması gerekmektedir.

  Bu arada Sarıkamış (15 Aralık 1914) ve Kanal (2/3 Şubat 1915) Harekatları tamamen Alman çıkarlarına uygun ve onların planları ile yapılmış ve başarısızlığa uğramıştır. Yapılan bütün harekatların planı Berlinden gelmekte ve Enver Paşa tarafından uygulamaktadır.

Artık, resmen Osmanlı Toprakları üzerinde ve Osmanlı Ordusu kullanılarak “ALMAN CİHADI” başlamıştır.

  Almanya bunları planlarken İngilterenin de aynı taktiğe baş vurduğu ve Müslüman Arapları ayaklandırmak için neler yaptığı (Lawrens olayı.) bilinmektedir.

  Bu arada İmparator Wilhelm’in ayaklanma ve Ermeni komitacıların olayları nedeniyle Ermenilere olan düşmanca tavrı iyice gün ışığına çıkmış, Talat Bey başta olmak üzere İTC liler sıkıştırılmaya başlanmıştır. Ermenilerin Karadeniz’den Akdeniz’e, Trabzon’dan Adana’ya Rusların korumasında bir Büyük Ermenistan düşündükleri akla gelince Almanya’nın bu bölgede Ermeni varlığından neden rahatsız olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.

Bu arada yapılmakta olan Bağdat demiryolu da Ermeni varlığı nedeniyle tehdit altındadır.

Özetle; Tehcir, Alman Genelkurmayının ve Osmanlıda görevli Alman komutanların 1915 Nisan ayında Rusların Ermeni çetelerini desteklemeleri (Van’ın işgali) üzerine Anadolu’nun tehdit altında kalması neticesinde Enver Paşaya önerdikleri bir karardır.

Bu karar Talat Paşanın anılarına göre kendilerine Alman komutanlar tarafından Ermeni Komitacıların yaptıkları zulüm açık açık anlatılarak ikna edilmişler, ancak sözlü olarak emir verilmiş ve yazılı olarak bir emir verilmemiştir (Yani Talat Paşa Almanya etkisini red ediyor.).

Talat Paşanın anılarında bu konu ile ilgili kullandığı cümle ve içeriğindeki kelimeler Almanyaya sığınmış ve onların korumasında bulunan birinin psikolojik durumunu ortaya koymaktadır. “Ermeni vakalarında bir takım KÖTÜ HUYLU ve DÜŞMAN propagandacıları Almanları dahi LEKEDAR etmek üzere…” gibi Almanları koruyan ifadeler kullanmıştır.

Netice olarak, önermişler ama kararı Osmanlı Devleti’nin vermesi istemişlerdir.

İngiliz belgelerinden alınan bir bilgiyi aktaralım buraya: İngiltere UA mahkemeleri beklemeden 28 Mayıs 1919 günü 78 Türkü Malta’ya sürer. Yargılama işi askıda kaldığı için 26 Mayıs 1919 tarihinde Yb. Aubery Herbert adlı bir mebus İngiltere dış işleri Bakanına “Ermeni kırımından sorumlu olan Alman ve Türk görevlileri cezalandırmak için ne gibi tedbirler aldınız?” diye sorar.

Dikkat ederseniz bu Sürgün olayında Almanların çok büyük etkisi olduğu İngiltere tarafından da bilinmektedir.

TEHCİRİN YAPILIŞ ŞEKLİ;

Artık yapılacak bir şey kalmamıştır.Bu arada Tehcirden kısa süre önce Enver Paşanın Ermeni Patriği ile yaptığı konuşmayı tarihi bilgilerinizi yenilemek açısından buraya alıyorum;”Ermeni İstiklali mi istiyorsunuz?Büyük bir Ermeni Krallığı mı yapmak arzusundasınız?Her millet kendisi için büyük bir istikbal tasavvur edebilir.Fakat size bunun için şunu tavsiye edebilirim;bizim mağlup olmamızı bekleyiniz.Biz mağlup olursak ancak o zaman istediğinizi yapabilirsiniz.Fakat mağlup olmadıkça kendimizi şiddetle müdafaa ederiz.Bizi arkadan vurmak isteyen her hareketi şiddetle tenkil etmek bizim için sade bir hak değil,bir borçtur.Bizi vurmaya kalkmayınız karşılığı şiddetli olur.”.

  Fakat Ermeniler ne Enver Paşayı ne de Patriği dinlerler.

  Bu durum karşısında Ermenilerin birçok ilde, özellikle Doğu Anadolu'daki ayaklanmaları ve diğer hareketleri, ülkenin varlığı ve geleceği yönünden büyük tehlike olmaya başlamıştı. Cephe gerisinde beliren bu tehlikeyi önlemek için tek çare, ancak o bölgedeki bozguncu Ermenileri zararları dokunmayacak bir bölgeye göndermekle sağlanabilirdi.

  Bu nedenle, isyan çıkan bölgelerdeki Ermenilerin, hükümet tarafından belirlenen yerlere gönderilmesine karar verilmişti.

  Sürgünü uygulamaktan başka çözüm kalmamıştır.

  Ermeni Tehciri ile ilgili çıkarılan yasanın ikinci maddesini buraya alıyorum:

” Madde 2-Ordu ve Bağımsız Kolordu ve Tümen Komutanları Askeri nedenlerden dolayı veya casusluk hıyanetlerini hissettikleri köy ve kasabaların halkını tek tek veya toplu olarak memleketin diğer bölgelerine gönderebilirler ve oralara yerleştirebilirler.”

Görüldüğü gibi “Ermeni Tehciri-Göç Ettirme” diye adlandırılan yer değiştirme olayı, içinde Ermeni lafı bile geçmeyen bu kanun ile 24 Nisan 1915 tarihinde başlamıştır.

  Soykırımı (Genocide);  basit olarak” Irksal, dini ya da etnik bir grubu ya da bir ulusu kısmen ya da tamamen yok etmeye yönelik hareketler yapılmasıdır.”diye tanımlamamıza kimse itiraz etmeyecekse” Soykırım” diyenlerin Osmanlı İçişleri Bakanlığının GÖÇ’ün olaysız ve emniyetle yapılabilmesi için 28 Mayıs 1915 tarihinde yayımladığı ayrıntılı Yönetmeliği dikkatle okumalarını tavsiye ediyorum:

1.Nakli gereken halkın gönderilme işi mahalli idare memurlarının yönetimine aittir.

2.Göç ettirilenler bütün hayvan ve taşınabilir mallarını yanlarında götürebilirler.

3.Göç sırasında göçmenlerin can ve mal güvenliklerinin sağlanmasından; yedirilme ve istirahatlerinin sağlanmasından geçiş yollarındaki memurlar görevlidir. Bu konuda meydana gelecek aksaklıklardan sıralı bütün komutanlar sorumludur.

4.Göç sonunda göçmenler, sağlıklı çalışmaya, tarımla uğraşmaya elverişli köy ve kent evlerine yerleştirileceklerdir.

5.Yeni yerleşme yerlerinde göçmenlere verilecek arazi yoksa devlet malı ve çiftliklerden istifade edilecektir.

6.Yerleşim bölgelerine yerleşinceye kadar muhtaç durumdaki göçmenlerin masraflarını devlet karşılayacaktır.

7.Tarım yapacaklardan ve sanatkarlardan ihtiyacı olanlara uygun araç ve sermaya devlet tarafından verilecektir.

  Diğer taraftan çıkarılan bir yönetmeliğin ilgili iki madesini de yazalım.

1.Göç edenlerin gerek kamplarda gerek göç esnasında saldırıya uğramaları halinde saldırganlar derhal tutuklanıp Divan-ı Harbe verileceklerdir.

2.Göç edenlerden rüşvet veya hediye alanlar veya vaad ile tehdit ile kadınlara tecavüz edenler yahut onlarla uygun olmayan ilişkiye girenler görevden alınıp divan-ı harbe verileceklerdir.

  BM lere göre Soykırım kavramında yapanın fiziksel zarar verme niyeti önemlidir.

  Aksine, Ermenilerin göç ettirilmesi sırasında Osmanlı Hükümeti, göçmenlere her türlü yardımı yapmış ve ilgiyi göstermiştir.

  Bu arada bazı kayıplara uğramışlardır. Ancak Ermenilerin çıkardıkları olaylar ile onların Türkleri göçe zorunlu bırakan hareketleri sırasında ölen Türklerin sayısı ise Ermenilerden çok fazla olmuştur (Ermeni saldırılarıyla ölen Türklerin sayısı 200 bin civarındadır).

Ancak alınan bütün bu tedbirlere rağmen, maalesef Ermeni çeteleri sık sık saldırılarda bulunmuş ve kendi insanlarının ölümüne neden olmuşlardır.

  Ayrıca, bu yer değiştirme sırasında iklim şartlarından, yol zorluklarından, salgın hastalıklardan veya çeşitli isyan hareketlerinden, çetelerin saldırılarında veya diğer nedenlerden ölenler olmuştur.

Göçe tabi tutulan Ermenilerin sayısını Eski TTK (Türk Tarih Kurumu) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu Osmanlı Arşiv belgelerine dayanarak ve %10 hata payı olabileceğini belirterek 438.758 olarak vermiştir.

  Zorunlu göçe tabi tutulan yaklaşık 500.000 Ermeni’nin Pozantı’dan salimen geçiş yaptığı bu konuda yabancıların kendi ülkelerine gönderdikleri raporlara da yansımıştır. ABD’nin Halep Konsolosu Jackson da Suriye’ye 500.000 civarında Ermeni’nin ulaştığını rapor emiştir.

  Birinci Dünya Savaşı içinde Ermenilerin her türlü kayıpları 300.000'i geçmemekteydi. Bu kaybın çok büyük kısmı, göç ettirme işleminin dışındaki olaylarda meydana geldiğinden, öldürüldükleri kabul edilebilecek olanların sayısı çok azdı. Bunlarda, Hükümetin emri ile öldürülmemişti.

  Göç sırasında görevini ihmal edenlerin olmadığını söylemek de zordur. Geçmişte acılar çekmiş bazı insanları intikam duygusuyla hareket etmedikleri de söylenemez.

  Ölü sayısının tahmini 200 bin olduğu söylenmektedir.

  Mondros Mütarekesinden sonra Göç olayında ihmali görülenler Divan-ı Harbe verilmişlerdir. Nemrut Mustafa mahkemesinde bu nedenle maalesef günahsız birçok vatanseverimiz idam edilmişlerdir.

  Bunlardan Yozgat Kaymakamı Kemal Beyin idamı İstanbulda çok büyük ayaklanmalara neden olmuş ve bu olay üzerine idamların infazından vaz geçilerek (Aynı zamanda kaçmaları da önlemek için.) Malta’ ya sürgünler başlamıştır.

  Ayrıca İşbirlikçi Vahdettin Hükümetleri onlarca vatanseveri İngiliz isteği üzerine Malta’ya sürgüne göndermiş ve orada mahkeme edilmelerine neden olmuşlardır.

  O yllarda Malta adeta bir açık hava Cezaevi haline dönüşmüş ve bu insanlar Malta için de problem olmuşlardır.

  En sonunda Malta görevlileri İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanına bir yazı yazarak Malta da bulunan ve suçlu diye gönderilenlerin hiçbir suçlarının olmadığı için derhal geri alınmaları istenmişlerdir.

  Sürgüne gönderilen Ermeniler Mondros Mütarekesinden sonra dernekler kurarak büyük bir bölümü geri dönmeyi başarmış ve savaşın sonuna kadar katliamlarına devam etmişlerdir.

  Aradan 100 yılı aşan bir süre geçmiş olmasına ragmen olay, özellikle Ermenistan ve ABD ve diğer ülkelerde yaşayan Ermeni Diasporası tarafından ısrarla gündemde tutulmakta ve bu olayın bir “Soykırım-Genocide” olduğunu ve bunun da “Türk Barbarbarlığı”ve “İttihatçı gaddarlığı”na bağlamaktadırlar.

O tarihte “Soykırım” kavramı bile yoktu.

Peki, Dünya Kamuoyuna bunu nasıl anlatacağız, ne yapabilirz?

Hiçbir şey yapamayız. Karşınızdakilerin ikna olma gibi bir niyetleri yok ki…

Onlar da biliyorlar böyle bir şey olmadığını…

O zaman umursamayacağız…

Karşılıklılıkesasına göre yapılanlara cevap vereceğiz.

Amaçları Türk gençlerine soylarının soykırımcı olduğunu ispat etmek ve özür dilemeye zorlamaktır.

Türk Milletinin tarihinde utanacağı ne bir Kızılderili katliamı ne de siyahilere yapılan ırkçı zulüm vardır.

Ne de Cezayir ve Libya benzeri katliamlar vardır.

Almanların yaptığı gibi Yahudi, Polonyalı çingene ayırmadan gaz odalarına yollama gibi bir olayları yoktur.

Türk milletinin alnı açıktır bu konuda…

Eğer başarırlarsa en azından Ağrı dağının, belkide 6 vilayetin (Erzurum, Van, Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Bitlis vilayetleri bugün Ermenistan Anayasında Ermeni toprağı olarak gösterilmektedir.) geri alınması propagandasına hız verilecek, Soykırım tazminatı, Ermenilere ait malların mirasçılarına verilmesi gibi sonu gelmeyecek istekler devam edecektir...

  Konuyu Mazhar Müfit Kansu’un bir anısı ile bitirmek istiyorum. Mütareke yılları Vahdettin yönetiminin nasıl gaflet, dalalet ve de hıyanet içinde oluşlarının belgesidir.

Mazhar Müfit, Atatürk ile Erzurumda tanışmadan önce 1919 Nisan ayında Bitlis valiliğine atanır.

Osmanlı devleti, içindeki ayrı etnik kökenlere bile devlet kurma imkanını düşündüğü günlerde Sadrazam Damat Ferit’ten bir yazı alır; “Vilayet-i Şarkiyadan bazı aksamın Ermenistan’a terki mecburiyet ve zaruretinin hasıl olması muhtemeldir. Gerçi bu ihtimal pek zayıf ise de bir emri vaki karşısında kalınmamak için dağdağasızca ve uslub-u hakimane ile şimdiden efkar-ı umumiyeyi hazırlamak faydadan hali değildir.

Bu hususta sarf-ı mesai buyurulması ehliyet ve dirayet valalarından muntazırdır. Hüdanegerde böyle bir hal vukuunda mahalli halkın ve aşairin ne gibi tavır ve harekette bulunacaklarının dahi gizlice ve münasip bir surette tahkik ve tetkiki ile neticenin peyderpey doğruca tarafıma iş’arı tavsiye olunur.”.

İşte ihanet içindeki Mütareke hükümetlerinin Ermeni olaylarına bakışı…

Zaten Vahdettin Ermeni Tehcirinde suç işleyenlerin cezalandırılacaklarına dair İngilizlere de söz vermiştir.

Almanya’nın Soykırım olayını Kabul etmediğini ve Merkel’in “Olayı tarihçilere bırakalım.” dediğini unutmayalım…

KAYNAKLAR:

-Alman Cihadı ve Ermeni Sürgünü (100.Yılında Ermeni Sürgününün Perde Arkası.) Kerem Çalışkan Remzi Kitapevi

-Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Cild 1 Atatürk Araştırma Merkezi.

-Ermeni Meselesinin Perspektifi ve Zeytun İsyanları Erdal İlter Türk Kültürünü araştırma Ens.Yayın 89

-Türkler ve Ermeniler Prof.Dr. Nejat Göyünç Yeni Türkiye Yayınları

-Siyasi Tarih Dr. Rıfat Uçarol Filiz Kitabevi

-Malta Sürgünleri Bilal Şimşir Bilgi Yayınları

-Talat Paşa.Hatıralarım ve Müdafaam.Kaynak Yayınları

-Erzurum’dan ölümüne Atatürk’le beraber Cilt-1 M.M. Kansu TTK

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN