SİYASİ ÜSLUP VE AHLAK - Adil AKTAŞ

SİYASİ ÜSLUP VE AHLAK


İnsanoğlu yaşamın her döneminde diğer insanlarla iletişim kurmak veya bir şeyler paylaşmak gereksinimini her zaman hissetmiştir. Konuşmak veya bir şeyleri paylaşmak insanın doğası gereğidir.

Bazen söylemek isteyip de söyleyemediğimiz ya da söylenmemesi gereken ne çok şey olduğunu fark ederiz. Söylesek bir dert, söylemesek bin dert olan… Doğru olanhangisidir? Kendine rağmen susmak mı? Yoksa , içinden geldiği gibi konuşmak mı?

İşte bazı anlarda öyle bir noktaya geliriz ki; birden patlar ve hiçbir şeyi gözümüz görmez, peşisıra kelimeleri sıralarız sonunu düşünmeden. Atalarımızın güzel bir deyimi var “Söz ağızdan çıkana kadar o senin esirin, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esirisindir”

Özellikle de devletin önemli makamlarını işgal eden kişiler bu konuda çok daha dikkatli olmak durumundadırlar. Çünkü konumları itibariyle toplumun sürekli radarında ve gözü önünde olan bu kişilerin yaptıkları her eylem ve söyledikleri her kelime, cümle hatta harf olumsuzluklar yaşanmasına neden olabilmekte,  kişi kullandığı cümlelerden ötürü makamından, koltuğundan olabilmekte ve zarar görebilmektedir. Tarih bunların örnekleriyle doludur.

Zamanın Osmanlı padişahlarından biri vezirini imtihan etmek istemiş:"Öyle bir durum yaratacaksın ki, özrün kabahatinden büyük olsun" demiş.

Bunun üzerine vezir, zamanını kollamış, padişahın arkasından yaklaşarak ona bir çimdik atmış.

Padişah, hışımla geri dönüp, "Bre gafil bu ne iş?" diye onu haşlayınca, cevabı yapıştırmış:

"Kusura bakmayın haşmetlu padişahım. Sizi Hanım Sultan zannettim."

Böylece, "özrü kabahatinden büyük" bir durum ortaya çıkmış ve vezir, padişahın takdirine mazhar olmuş.

Günümüz Türkiye’sinde özrü de, kabahati de büyük olan nice devlet adamlarına, nice siyasi insanlara rastlamak neredeyse hepimizce kanıksanan bir şey haline geldi.

Televizyonlarımızı açtığımızda, yazılı basını takip ettiğimizde, sosyal platformlara göz attığımızda artık neredeyse bunların rakipleri hakkında söyledikleri kötü sözleri (gaf demiyorum) bekler hale geldik. Onlar fütursuzca bu sözleri sarfederken onları takip eden bir kısım yalakalar da “ bravo, aferin, devam, yetmez, vb.. “ sözlerle bunlara çanak tutmakta ve bu yanlış davranışları adeta doğru bir şeymiş gibi bize yutturmaya çalışmaktadırlar.

Biz bu ülkede vatandaşına “ GAVAT “ diyen ( sonradan toplumsal direnişi görünce sözünü inkar edip ben “ GAVAS ” dedim diyerek bizi aptal yerine koyan ) valileri de gördük.

Biz bu ülkede bir siyasi rakibini hedef alarak ( S.D. ) “ Kıç üstü oturdular… Yengemin şeyi olsa eniştem olur “ diyen Cumhurbaşkanını da ( T.Ö. ) gördük.

Biz bu ülkede siyasi nezaketi ve saygısıyla ünlü dönemin Başbakanına ( B.E. ) “ Öküz “ diye hakaret eden  ( N.E. ) bir siyasi parti liderini de gördük.

Biz bu ülkede bir milletvekilinin ( Ş.Y.) parlamentoyu tanımlarken “  Pezevenklerin oluşturduğu Türk parlamentosu “ deyimini kullandığını da gördük.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak burada özellikle dikkat çekmeye çalıştığım bir nokta var ki o da üslup ve ahlak. Bırakınız siyaseten ahlaklı olmayı, empati yapma yeteneğine sahip olan her birey dudaklarının arasından çıkacak olan cümleleri özenle, ölçerek, biçerek ve seçerek karşısında olanları incitmeden söylemekle yükümlüdür. İnsan olmanın birinci unsuru erdemli ve de ahlaklı olmaktır.

Kutuplaştırıcı siyasetin temel stratejilerinden birini Clausewitz çok güzel bir formül ile özetlemiştir. “Siyaset, savaşın başka araçlarla devamından başka bir şey değildir.”

Son dönemde türeyen çatışmacı siyaset, varolan toplumsal ve ekonomik çelişkilere hiç dokunmadan söylemsel ikilemler ve düşmanlar yaratma sanatını iletişim teknolojilerini de kullanarak doruğa çıkarmış durumdadır. Elbette ki bunu körükleyen bir kesimin de olduğunu kabul etmek gerekir. Sanki savaş ortamındayız, toplum bizim düşmanımız, doğru söyleyen, düşüncesini açıklayan hain, vatan düşmanı, casus ilan edilmekle karşı karşıya. Onun içindir ki toplumun düşünen kesimi tırsmış ve düşüncelerini ifade edecek platform bulmakta zorlanır hale gelmiştir.

Oysa ki bu gidiş pek hayra alamet bir gidiş değildir. Hele de yeni yetişen gençlerimiz açısından baktığımızda onlara çok kötü örnek teşkil edecek davranışlar ve sözler bırakarak adeta kendi kuyumuzu kazmakta ve geleceğimizi de karartmaktayız.

Dil ve edebiyatta üslûp, kişinin kendi duygu, düşünce ve heyecanlarını dile getirme şekli, dili kullanma biçimidir. Bir yazarın duygu ve düşüncelerini aktarırken dil malzemesini kullanma biçimi, onun karakter ve ahlâkıyla yakından ilgilidir. Çünkü “Her kap, içinde ne varsa dışarıya onu sızdırır.” Siyasette de bunun yansımalarını çok belirgin olarak görebiliriz. Kişinin heybesinde ne varsa sunacağı da heybesinde olanlardan ibarettir.Söz, gönül dünyamızın meyvesidir. O, sadece insanın kişiliğini değil akıbetini de belirleyen önemli bir unsurdur.

Siyaset; insanların, toplumsal yaşamda karşılaşılan ve toplumsal hayatı çeşitli şekillerde etkileyen her konuya taraf olması ya da olmaması, taraf olduğu ya da olmadığı olay ve olgulara yönelik mücadele ve müdahale etme sürecidir. Siyaset toplumsaldır, toplumu ilgilendiren her konu siyasetin gündemidir. Buradan hareketle; siyaset, yaşamın kendisidir diyebiliriz.

Siyasetteki amaç toplumsal yaşamda karşılaşılan sorunlara çözüm üretmek ve bu yönde mücadele yürütmektir. Siyasetçiler ve devlet adamları da üslup ve davranış biçimleriyle örnek olması gereken insanlardır. Ancak geldiğimiz noktada Türkiye’de siyaset yukarıdaki tanımların tam tersi yönünde işlemektedir. Siyasi kültür, yozlaştırılmış, kirletilmiş, toplumun geneline yönelmek yerine bir avuç insanın çıkar aracına dönüştürülmüştür. Siyaset bu işi meslek edinmiş bazı insanların yaptığı iş olarak yansıtılmıştır. Ne yazık ki Siyasi üslup utanç verici duruma, siyasetçi de gaflet ve dalalet içerisine düşmüştür.

Siyasetin kelime anlamı hizmet olup, siyasetçinin anlamı da hizmet edendir.

Bu coğrafyada yaşayan biz insanlar acaba nerede hata yaptık? Biz bunu hakedecek ne yaptık? Nerede yanlış yaptık? Bunları kendimize sormamız ve cevabını da vermemiz gerekir.

Barış içerisinde mutlu ve huzurlu bir Türkiye’de yaşamak hepimizin arzusu ve özlemi olmalı. Birbirimize karşı saygıda ve sevgide kusur etmemeliyiz. İnsan olarak hepimizin anayasadan kaynaklı haklarımızın da olduğunu unutmamalıyız. Ortak bir coğrafyada bir arada kardeşlik ve barış içerisinde yaşama kültürünü hayata geçirmeliyiz.

Yunus EMRE negüzel demiş

Gelin tanış olalım

İşi kolay kılalım

Sevelim sevilelim

Dünya kimseye kalmaz

Unutmayınız “ Rüzgar eken, fırtına biçer “

Rüzgarların fırtınaya dönüşmediği, sevgi yağmurlarının yağdığı, bolluğun ve bereketin üzerimizden eksik olmadığı güzel günler dileklerimle…

 

sazan231@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
19Kas

SEÇİM KORKUSU VE DEĞİŞİM

08Kas

SİYASİ ÜSLUP VE AHLAK

07Kas

KİBİR BUDALASI

04Kas

DİL VE ÖNEMİ

03Kas

MERHABA;