BUGÜN ONLARIN 98 NCİ YIL DÖNÜMÜ


Evliliğin 98’nci Yıldönümü…

 

29 Ocak 1923…

” Eşini sevecek herkes evlenmelidir. Çocuk sahibi olmalıdır. Çocuk evin neşesidir. Bu konuda örnek İsmet paşanızdır. Benim yaşamım farklı düzenlenmiştir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk Uşakizadelerden Latife hanımla yaklaşık 1000 gün sürecek evliliğini yapıyor.

 

Atatürk acaba o yaşına kadar hiç evlenmeyi düşünmedi mi…Eğer düşündü ise neden evlenmedi…

Bu konulara kısaca göz atalım:

Mustafa Kemal’in tabi ki bayan arkadaşları olmuştur. Ben bunlardan içinde evlilik düşünülenlerinden bahsedeceğim.

 

Önce Vahdettin’in kızı Sabiha sultan…

 

Vahdettin, kızı Sabiha sultan ile evlendirmek istiyordu Mustafa Kemal Paşayı. Niyeti paşayı bu yolla kazanmaktı.

Oysa Sabiha Sultan, Vahdettin'in büyük amcasının oğlu Veliaht Abdülmecit Efendi'nin oğlu şehzade Ömer Faruk Efendi'ye aşıktı ve bunu sarayda bilmeyen yoktu. Ancak hanedan üyeleri arasında yakınlarla evlenme pek uygun görülmezdi. Sonunda onunla evlendi.

Mustafa Kemal, Sabiha sultan ile evlenmeyi Enver gibi, sarayın damatlarının durumuna düşmemek için istemiyordu.

Ancak, saray ısrarlı idi. Mustafa Kemal Paşayı bir şekilde Sabiha Sultan ile görüştürmek istiyorlardı.

Nasıl kurtulacaktı…

Ne söyledi ise ikna edemedi ve en sonunda olmayacak bir şey yaptı…

Ne mi yaptı?

“Sultana söyleyin, çok istiyorsa o gelsin beni görsün…” dedi.

Olacak şey mi…

Kapandı olay…

Bir diğer saraylı Mevhibe Celalettin…

Bu prenses, Abdühamit’in kız kardeşi Cemile sultanın torunudur. Kocası Osmanlı devletinin ilk anayasasını hazırlayan kurulun içinde Mithat Paşa ile beraber bulunan Damat Mahmut Celalettin'dir.

Ve Abdülhamit damat falan dinlememiş Mithat Paşa ile beraber onu da boğdurtmuştu.

Bu nedenle Mevhibe Saraylı prensestir ama yollarda saray aleyhine bildiri dağıtacak kadar saraya karşıdır.

Atatürk İstanbul’da bulunduğu zaman içinde çok iyi dostlukları olmuş ve hatta Samsun’a giderken onun da gelmesini istemiştir.

Mevhibe Celalettin çeşitli gerekçeler ileri sürerek gitmemiştir.

Ve Fikriye…

Fikriye, Zübeyde hanımın ikinci eşi Ragıp beyin yeğenidir. Makbule hanımla beraber Zübeyde hanımın yanında kalır.

Selanik işgali sonrası hep beraber İstanbul’a taşınırlar. Ancak, Fikriye’nin aklı çocuk yaşlarından beri tanıdığı Mustafa Kemal’dedir.

Sonunda Ankara’da Atatürk’ün işlerini görmek için bir bayana ihtiyaç olunca Fikriye getirilir.

Ve Fikriye kısa zamanda Kurtuluş Savaşının Ankara’da bulunan herkesin   gönlünü kazanır.

Atatürk’ün Fikriye ile evlendiği ve nikah şahitlerinden birinin de Muzaffer Kılıç olduğu söylenir.

Ben doğrulamak için Kılıç Ali’nin oğlu rahmetli Altemur Kılıç ile telefonla konuştum. Bana “Komutanım, Fikriye ile Atatürk aynı evde kalıyorlardı ve emir erleri Ali Metin (Bekir Çavuş) de vardı. Ama ne babamdan ne de amcamdan evlendiklerine dair bir şey duymadım.” dedi.

Ve Fikriye hastalanır. Zamanın ciddi hastalıklarındandır hastalığı, veremdir.

Fikriye’nin annesi ve kız kardeşi de veremden ölmüştür.

Evde hastalıktan dolayı panik başlar ve bir şekilde Avrupa’da tedavi görmesi için ikna edilir.

Zaten İzmir alındıktan sonra Fikriye İzmir’de olanları ve Latife’nin ismini duymuş huzuru kaçmıştı.

Ancak, paşam beni bırakmaz, diye düşünmektedir…

Ve Latife…

Büyük Zaferden sonra Türk ordusu İzmir’e girmiştir.

İzmir’de bayram var. Ancak, savaş sonunda İzmir yanmaktadır.

Karargahının olduğu yer tehdit altındadır. Mustafa Kemal paşa için yer aranmaktadır.

Bir genç kız çıkar paşanın karşısına,” Paşam yer arıyormuşsunuz. Bizim köşk müsait. Bizi onurlandırırsınız.” der.

Köşk daha önce bakılan köşklerdendir.

Atatürk beğenmiştir genç kızın tavrını.

Kabul ederler.

Latife’dir bu genç kız. Dil bilen, tahsilli, Avrupa görmüş. Tam Paşanın istediği örnek bir Türk kadını…

Bu arada yakınlaşma devam eder. Öyle ki Atatürk’ün hasta olan annesi deniz havası alsın diye İzmir’e yollanır.

Latife çok iyi bakar müstakbel kayınvalidesine.

Ancak kayınvalidenin gözü tutmamıştır bu kızı.

Salih (Bozok) beyi çağırır yanına ve “Bak evlatçığım ... On gün var otururuz bu kızcağızın evinde ... İyidir hoştur fakat tutmamıştır gözüm efendim bu işi! Bu kızcağız da bilmez benim oğlumu sevmediğini!.. O sever Mustafa Kemal Paşa'yı ... O sever Gazi Paşa'yı!.. O sevmez efendim, Mustafa Kemal Efendi'yi... O ister, Mustafa Kemal Paşa'nın karısı olsun! O ister, kurulsun Çankaya’da, buyursun ona buna! İster, olsun büyük Büyük hanımefendi! Sevemez o benim Mustafa’mı... Sever Mustafa Kemal Paşa'yı, Gazi Paşa'yı!.. Sen beni çabuk götüresin evlatçığım Ankara'ya ... Söyleyeyim Mustafa'ya bu iş olmaz!..”.

Ancak, herkes gibi Salih de bu evlilikten yanadır ve söylemez Zübeyde hanımın bu sözlerini paşaya.

Ve Zübeyde Hanım, 14 Ocak günü vefat eder. Atatürk, proğramını bozmaz ve birkaç gün sonra İzmir’e gelir.

Latife hanım usulüne uygun babasından istenir.

Nikahın en büyük özeliği, medeni kanundan çok önce yapıldığı halde, sonradan medeni kanuna girecek olan nikah biçimini başlatması idi...

O zamana kadar nikahta kadın erkek bir arada konukların içinde bulunmazlar, kaç-göç olduğu için nikahı kıyacak olan hoca, kapının arkasındaki kadına evlenmeyi isteyip istemediğini sorar ve nikah öyle kıyılırdı...

Gazi Paşa'nın, nikahın herkesin arasında kıyılmasını istediğini söylediği zaman kadı bile önce duraksadı ve sonunda kabul etti... Öyle ki mihir bile “On dirhem gümüş.” denildi.

Ve Ankara’ya dönüş…

İlk huzursuzluklar evin eşyalarının yer değişmesiyle başlar. Latife her şeye karışmak ister.

Atatürk’ün sofrasına, içkisine ve hatta beraber olacağı arkadaşlarına varıncaya kadar.

Ve anormal bir kıskançlık…

Bu arada olayı duyan Fikriye Hastaneden kaçar ve bir yolunu bularak Ankara’ya gelir. Köşkte soğuk bir hava esmektedir. Sonra İstanbul’da bir ev tutulur ve gönderilir.

Ancak, Fikriye’nin içi içini yemektedir, duramaz. Tekrar Ankara’ya gelir. Köşkten içeri alınmaz. Ve Baş Yaver Rusuhi Fikriye’yi pek iyi tanımadığından olacak Atatürk’ü vuracağını zanneder ve kovar.

Gerçekten de Fikriye’nin çantasından bir tabanca çıkar.

Fikriye ağır bir bunalım geçirir ve bindiği faytonda giderken intihar eder.

Ölmez ama, tedavi gördüğü hastanede zatürreden ölü.

Biz yine Latife’ye dönelim…

Kıskançlık demiştim, örneğin; Adana gezisinde Adanalı kızlarımız kadınlarımız, kurtarıcıları paşalarını kucaklarlar

Aman efendim nasıl olurmuş…

Gazi Paşanın aklında Fikriye de vardır. Onun intiharı çok etkilemiştir onu. Eee kolay değil, Ankara’nın en sıkıntılı günlerini beraber atlattılar.

Ve bir gün Latif, diyeceği yerde istemeden “Fikriye” adı çıkıverir Gazi Paşanın ağzından…

Kıyamet kopar…Latife evi terk eder. Araya girerler ve geri döner.

Erzurum’da sofrada başka kadınlara bakarmış, gezilerde kendisi ile ilgilenmezmiş

Bu arada Kılıç Ali’ni hanımı doğum yapar ve adını Latife koyar, Altemur…

Bir gün köşkün yatak odasından bir çığlık sesi gelir. Latife, düşük yaptım diye bağırmaktadır.

Atatürk Kılıç Ali’ye,” Sen benim durumumu biliyorsun, çık bak bakalım ne oluyor.”

Gençlik yıllarında geçirdiği bir rahatsızlıktan dolayı Atatürk’ün çocuğu olmamaktadır.

Latife bunu bildiği halde kapris yapmaktadır.

Gazi Paşa bu değildir, dayanamamaktadır.

Latife onun O' nun için Latif’tir, ama Gazi Paşanın çok işi vardır.

Ve bir akşam Gazi Paşa bahçede nöbetçi askerlerle şakalaşırken Latife’nin balkondan” Kemal, buraya gel! Mahalle arkadaşlarınla yarenlik bitti, şimdi askerlerle mi içli dışlı oluyorsun. Koskoca adamsın, ayıp! “ diye seslenmesi her şeyi bitirir.

Aracına biner, şoföre hemen Ankara Garı’nda bulunan direksiyon binasına doğru gitmesini söyler. İsmet Paşayı çağırır.

Direksiyon binası köşkten önce Mustafa Kemal’e ev sahipliği yapmış, karargâh olarak kullanılmış bir yerdi(Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşını buradan yönettiği için adı ‘Direksiyon Binası’ olmuştur.).

Ama buranın Paşa için en anlamlı tarafı, Fikriye ile beraber kaldığı bir yer olmasıydı. Fikriye, onun sevgiyle, tutkuyla bağlandığı aşkıydı. Şimdi Latife ile tartışma yaşadığı bu geceyi Fikriye’nin masum ve sessiz hatırasıyla dindirmek istiyordu.

 

“Başvekâlet-i Celile’ye,

Uşşakizade Latife Hanım Efendi Hazretleri’yle iki buçuk seneden beri devam eden hayat-ı izdivaciyemize hitam vererek birbirimizden ayrılmağa karar verdik. Müşarü’nileyhmaya(Anılan kişiye, Latifeye) 5 Ağustos 1341 tarihiyle talâkname(Boş olma) takdim ettim. Keyfiyeti hükümetin ıttılaına (Bilgisine) arz ederim efendim.

Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal”

 

Tarihler 5 Ağustos 1925’i gösterirken Latife ve Atatürk’ün boşanma bildirisi açıklanır.

Evet, ülkeye adanmış bir ömür vardır…

Ancak, bunu da denemiştir ama olmamıştır.

 

 

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
Popup Reklam