Atatürk ve Suikast Girişimleri -

Atatürk ve Suikast Girişimleri


  ATATÜRK’E SUİKAST GİRİŞİMLERİ

 

Ölüm, beşerin değişmez kaderidir. Marifet unutulmamaktadır.

 K. ATATÜRK

27 Mayıs ile ilgili yazdığımız dört bölümlük bilgilerin okuyucudan gördüğü ilgiden mutlu oldum.

Bu nedenle okuyucuya teşekkürü borç bilirim.

95 yıl önce, 14 Haziran 1926 günü Mustafa Kemal Atatürk’e İzmir’de bir suikast planlanmıştı.

Tabi hedefine ulaşamadı.

Bugün yıldönümü. Bunu fırsat bilerek Atatürk’e karşı girişilen 40’ın üzerinde öldürme teşebbüslerinden en önemlilerini yazmaya çalışacağım.

Günümüzde de her Cuma bir camide Ulu önderimize lanet okuyarak suikast düzenliyorlar, kılabildikleri namaza O’nun vesile olduğunu unutarak.

  Atatürk’e yapılan ilk suikast girişimi 1909 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti toplantısında Enver Paşayı karşısına aldığı “Cemiyet siyasete girmesin, siyaset yapacak subaylar istifa etsin.” konusunda yaptığı ateşli konuşma sonrasında olmuştur. Mustafa Kemal’in bu konuşması bundan sonra ki suikastların hemen hemen nedeni olmuştur.

  Yine Selanik ve on kadar İttihat ve Terakki üyesinin bulunduğu bir masada herkes vatan kurtarmaktadır. Ancak söz Mustafa Kemal’e gelince konuşmalar ciddileşmiş ve durum hemen İttihat ve Terakkinin en meşhur silahşoru Yakup Cemil’e ulaşmıştır.

  Yakup Cemil kendi idam mangasına” Dikkat, nişan al…Ateş.” diye komut veren, gözünü daldan budaktan esirgemeyen biridir (Bâb-ı Ali baskınında Harbiye Nazırı Nazım Paşa’yı vuran kişi.). Bir gece karanlık sokakta Mustafa Kemal’in sırtına silahını dayamıştır. Sokak sonuna kadar bu şekilde devam etmiş olan yürüyüş, ne oldu ise Yakup Cemil’in dostluğuna dönüşmüş ve bu dostluk Yakup Cemil’in idamına kadar sürmüştür.

  Dostluk derken Yakup Cemil’i çok iyi tanıyan Mustafa Kemal mesafesini daima korumuştur.

  Silah sırtına dayalı iken aralarında geçen konuşma mezara kadar gitmiştir.

  Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da olduğu günlerdi. Kendisine herhangi bir görev verilmemiştir. Enver’le arasının iyi olmadığı; kendisinin Enver’in yerine geçmek istediği ve padişah yanlısı olduğu dedikodusu yayılmaya başlamıştı. Bir gün arkadaşı Dr. Rasim Ferit Talay ile Akaretler yokuşunu inerken takip edildiğini fark eder. Arkadaşına sol cebindeki tabancayı almasını söyler ve kendi de sağ cebindeki tabancayı çekerek geri döner ve gelen adama “Dur” diye bağırır. Bağırma sırasında suikast için görevli İdris Çavuştur, korkar ve elindeki silahı düşürür. Sonra hep beraber eve gidilir. Sorgusunda suikastla görevlendirildiğini itiraf eder. İdris çavuşu Atatürk 7nci Or. K. ı iken yanına alır ve çavuş 1918 de şehit düşer.

  Samsun’a giderken Bandırma vapurunun batırılması ihbarı:

  Mustafa Kemal Paşa Bandırma vapuru ile hareketinden önce arkadaşı Ermeni asıllı Berç Keresteciyan’nın saraydan aldığı ve geminin Karadeniz’de batırılacağına dair haberi üzerine kaptana kıyıyı takip etmesini söylemiştir. Tahminen; kıyıdan gitmeleri, giderken Sinop’ta durmaları onları batırmak için peşlerine düşen İngiliz Destroyerine yakalanmamalarına neden olmuş olabilir.

1934 Yılında emekli olan Kersteciyan Atatürk tarafından milletvekili yapılmış ve gayrimüslim ilk milletvekili olmuştur.

Soyadı kanunu çıkınca da kendisine “Türker” soyadı verilmiştir.

  SAMSUN GİRİŞİMİ:

  Samsun’da Yunan donanmasını beklerken küçük bir gemiden bir Osmanlı Paşasının çıkması ve hem de bu kişinin Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Paşa olduğunun öğrenilmesi Pontus heveslisi Rumlar arasında şaşkınlık yaratmıştı. Karar verilmişti, paşa ortadan kaldırılacaktı. Stathios ve Stilo adlı iki Rum görevlendirilmişti bu iş için.

  Samsun Kavak yolunda pusu kurulacaktı. Gereken yapıldı, pusu atıldı ve araçta bulunan üç kişi öldürüldü.

  Ancak ölen kişiler içinde Mustafa Kemal Paşa yoktu. Önceden tedbir alan Teşkilat-ı Mahsusa suikastçıları aldatmış, her ihtimale karşı paşa başka bir araçla yola çıkarılmıştı.

SİVAS KONGRESİNDE FEVZİ ÇAKMAK, MUSTAFA KEMAL’İ TUTUKLAMAYA GELİYOR:
Sivas Kongresi dönemi Mustafa Kemal'in en çok sıkıntı çektiği dönemlerdendir. Kongre Başkanlığı sorunundan, Manda olayına; Ali Galip’ten (Bu olay da ayrı bir suikast olayıdır.), Meclisin İstanbul’da mı, Ankara’da mı kurulmasına kadar birçok olayla boğuşmuştur.
Bu arada Fevzi paşaya saygıdan dolayı olsa gerek pek gündeme getirilmeyen bir konu var ki Fevzi Paşanın Sivas’a gelişi...

Ki bu konudan Atatürk’te hiç bahsetmemiştir
Fevzi Paşa 1918 Aralık ayında Erkanı Harbiye reisliğine atanmıştır. Daha sonra Milli Mücadeleye cephe almış, M. Kemal ve arkadaşlarını ve Kuvvacıları "Serdengeçti” olarak suçlamış ve bu arada Anadolu’da bulunan komutanlara bunlara yardım edilmemesi konusunda emirler yollamıştır.
Kasım 1919 da Anadolu’ya Heyet-i Nasiha ile gelişinde Sivas’a uğramıştır.
Sivas’a gelişi sırasında yol boyunca M. Kemal ve arkadaşları hakkında başta yaveri olmak üzere her türlü hakaretamiz sözler kullanılmış ve bu konuşmalar anında M. Kemal'in kulağına gelmiştir.
Ve Sivas’ta Fevzi Çakmak aleyhinde çalışma başlamış, ileri geri konuşulmaya ve hatta gelince yakalanması bile düşünülmüştür.
Ancak, Karabekir paşa Sivas’tadır.
Fevzi Çakmak paşayı seven ve bu yaptıklarından dolayı üzülen biridir Karabekir paşa.
Aynı zamanda M. Kemal ve arkadaşlarının Fevzi Paşa aleyhinde konuşmalarından da rahatsız olmaktadır. M. Kemal ve arkadaşlarıyla konuşur ve Fevzi Paşa hakkında konuşmalardan rahatsız olduğunu, konuyu kendisine bırakmalarını söyler.
Karşılama sonrası aralarında geçen uzun konuşma sonrası Karabekir Paşa, Fevzi Paşanın iyi niyetle gelmediğini anlar.
Fevzi Çakmak Paşa geliş amacını söyler;
"M. Kemal Paşa tarafında olman felakettir. Bu yüzden gelecekte adın kötüye çıkacak. Tek dayanakları sen olan M. Kemal Paşa, muhteris ve menfaat düşkünüdür. Maksadı hükümetin şeklini değiştirip diktatör olmaktır (Sanki ülkede Demokrasi var. d. k.). Ahlâkça herkesçe fena tanınan bu zatın, milletin başına belalar getireceğini bütün arkadaşların ve ben yakinen biliyoruz. Ali Fuat Paşada muhterisin biridir. En güvendiğin İsmet de aynı fikirdedir. Ve benim gibi o da seni uyarmak niyetindedir. Bunların hiçbir kuvveti olmadığı halde sen bunlara kuvvet veriyorsun. Geleceğin tehlikeli durumlarında omuzlarına büyük sorumluluk alıyorsun. Kendisinin İstanbul’a götürülmesine (Tutuklanarak) sen engel oluyorsun. Buna yardımcı olma.”
...
Fevzi Çakmak Paşa Karabekir Paşanın iyiliğini düşündüğünden kendisini uyarmayı vazife bildiğini söyler ve sözünü tamamlar.
Karabekir Paşa cevap verir;
"Paşa’m, M. Kemal Paşa'ya başımıza geçmesini daha İstanbul'da teklif eden benim (Karabekir Kor. K. lığını almaya Erzurum'a giderken M. Kemal Paşaya evinde uğramış, kurtuluş için bazı düşüncelerini anlatmış ve bu düşüncesinden bahsederek Kolordusuna davet etmiştir. Ve 'Ben ve kolordum emrindeyiz paşam.' cümlesinin altında birazda bu yatar. d. k.). Bugün, bütün gücümle tutmayı da en büyük görev bilirim. Ondan daha değerli ve hamiyetlisini İstanbul'da aradım ve bulamadım. Hatırlarsınız; hanginiz esaret altındaki İstanbul'dan çıkıp da geldiniz? Bugün sizden rica etsem ihtimal yine gelmezsiniz. Burada kalınız, seni reis yapalım. Bugün benim kuvvetle tutacağım zattır ki milletin riyasetinde durabilir.
...
İstanbul’da dedikodu yapan arkadaşlar, iş bu raddeye muvaffakiyetle geldikten sonra olsun, Anadolu'ya gelseler ya! Ne yazık ki doğunun aydın evlatları bile İstanbul’dan çıkmazken, bizim gibi doğulu olmayanlar en felaketli günlerde halka güven ve umut verdik. Halkta tabi olarak kılavuzlarını gördü ve onlara yetki güç verdi. Halkın subaylara olan güvenini ve bizlere karşı beslediği ümit ve sevgiyi gezdiğiniz zaman göreceksiniz.

Karabekir Paşa Vatanın durumunu özetledikten sonra" Bu durumda M. Kemal Paşa ile uğraşmak yanlıştır; ihanettir, felakettir.” der.
Karabekir Paşa konuşmasını bitirdikten ve Fevzi Paşa, M. Kemal Paşa ile ilgili olumsuz ve hoş olmayan ifadeler kullandıktan sonra tutuklama düşüncesinden vaz geçmiştir.

ANKARA’DA TODORİ OLAYI:

  27 Aralık 1919, Mustafa Kemal Paşa Ankara’dadır. Ankara Merkez Komutanı Bnb. Abdülkadir beydir. Abdülkadir, Vatansever, dürüst bir subaydır. Kardeşi Nuri beyi de Karakol amirliğine tayin eder.

  Nuri beyin Eskişehir istikametinden gelen trenden inen birkaç kişi dikkatini çeker. Sorguya alır.

Sorgu sırasında tutarsız konuşmalar Nuri beyi iyice şüphelendirir. Ve bunlardan Todori’yi dönemin en önemli konuşturma aracı olan falakaya yatırır.

Falaka netice verir ve Todori, Pontuscular tarafından görevlendirildiğini Mustafa Kemal Paşayı öldürmeye geldiğini söyler.

Bunu duyan Nuri Bey sinirle Todori’ye öyle bir yumruk atar ki Todori ölür (Bu nedenle Nuri Bey tutuklanmıştır).

Nuri beyin dikkati sayesinde Mustafa Kemal bir suikastı daha atlatmıştır.

  MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE ÇERKEZ ETHEM OLAYI:

Kurtuluş Savaşı yıllarında özellikle iç ayaklanmalarda büyük başarılara imza atan Ethem bey bu başarıları ile cesaretlenmiş, Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına karşı aykırı davranışlarda bulunmaya başlamıştı.

Yozgat isyanını bastırmak üzere görevlendirildiğinde orada olması gereken Ankara valisi Yahya Galip, Refet Bele, Kılıç Ali gibi kişilerin yargılanmak için Yozgat’a gönderilmelerini istemiş, Ankara bunları oraya göndermemiş ama olayı yatıştırmak için bazılarını görevden almıştır.

Bu olay Ethem’i kızdırmış ve “Ankara’ya geleceğim ve Mustafa Kemal Paşayı Meclisin kapısında asacağım.” demiştir.

Gerisini Çerkez Ethem’in kendi anılarından dinleyelim; …Günün birinde bana “Sen de herkes gibi İsmet paşanın emrine tabi olacaksın, dediler.”

“Olacak şey mi bu…

“…Gidip Mustafa Kemal paşaya durumu anlatayım; dinlerse ne ala, mesele kalmaz; dinlemezse söz silahındır. Başka çare kalmadı.”

Ankara Garında bulunan Direksiyon binasına gider.

“Dinlemedi. Birden beynimin tası attı, silaha sarılacaktım. Bu arada etrafımızın çevrildiğini fark ettim. Mustafa Kemal zaten hasta yatağında idi ama yastığının altında silahını kavramıştı.

“Altan aldım, öyle olsun paşam, yalnız İsmet Paşa’ya söyleyin biraz daha mülayim olsun, dedim ve çıktım.”

  İsabetli karar vermişim. Çıkınca gördüm ki binanın etrafı, merdiven başları tamamen silahlı kişiler tarafından tutulmuştu. Niyetimi anlamışlardı.”

  Gerçekten de haber alınır alınmaz binanın etrafı İsmail Hakkı Beyin yeni kurmaya çalıştığı Muhafız bölüğü (Ki sonradan Alay olmuştur.) ve Ankara’ya yeni gelmiş olan Topal Osman’ın adamları tarafından kuşatılmıştı.

Çerkez Ethem vaz geçmez (Başlangıçta Ethem Bey, diye çağrılan Ethem, olaylar sonrası “Çerkez” diye çağrılmaya başlanmıştır.), kardeşi Reşit ile bir plan hazırlar. Önce Mustafa Kemal Paşanın tekrar güveni kazanılacak sonra samimi bir şekilde kahve içmeye davet edilecek, aracının önü kesilecek ve suikast yapılacaktı (Seçilen yer Taşhan’dır.).

Ancak, kendi davet edeceğine araya koyduğu, paşayı da çok iyi bilen birisine yaptırır ve o da istediğini yapamaz.

Bu bilgiler Çerkez Ethem’in anılarından alınmıştır.

Ancak, Çerkez’in suikast girişimleri burada sona ermemiş birkaç kez daha denemiştir.

Mustafa Kemal Atatürk bu olayı Nutuk’ta anlatmaktadır.

Çerkez’in Eskişehir denemesi:

   Kısaca özetlersek Mustafa Kemal Paşa Eskişehir’de trenin vagonunda öldürülecekti. Ve bu konuda sona yaklaştığı sırada araya Celal Bey (Bayar) girer ve zaman kazandırır. Fırsattan istifade Kılıç Ali treni hareket ettirerek Mustafa Kemal Paşayı kaçırır.

    Bundan sonra 27 Aralık1920 de Ethem kuvvetlerinin ortadan kaldırılması için emir verilir.

  MİLLİ MÜCADELEDE MUSTAFA SAĞİR OLAYI:

  İngilizler Mustafa Kemal Paşa sorununu kökten halletmeye karar verdiler; Atatürk'ü bir suikastla ortadan kaldıracaklardı. Bu iş için Hindistan'ın yerli ailelerinden seçerek özel olarak eğittikleri Mustafa Sagir adlı bir Hintliyi görevlendirdiler. O sırada Anadolu direnişine yardım eden Hint Müslümanları adına İstanbul'a gönderilen Mustafa Sagir, Türk-Hint Cemiyeti adlı bir örgüt kurup Türklerin güvenini kazandı. İstanbul'da tanıştığı Kur. Bnb. Ali Rıza Artunkal aracılığıyla Anadolu'ya geçmeye çalıştı. O sırada Hindistan'dan yardım bekleyen TBMM'nin onay vermesiyle 8 Aralık 1920'de İnebolu üzerinden Anadolu'ya geçti.

  Ankara'da Mustafa Sagir'le bizzat görüşen Mustafa Kemal Paşa, onun bir İngiliz casusu olabileceğinden kuşkulandı. İçişleri Bakanı Dr. Adnan Adıvar'a, “Dikkatli olmalı! Bu adam mükemmel bir casustur.” dedi. Bunun üzerine Mustafa Sagir, Ankara'da gizlice göz hapsine alındı.

  Bir gün Mustafa Sagir'in İstanbul'da Ferit Cavit adresine gönderdiği gizli bir mektup ele geçirildi. Kimyacı Naki Cevat Akerman'ın, üzerine amonyak dökerek okuduğu mektupta Atatürk'ün her hareketi hakkında ayrıntılı bilgilere yer veriliyordu.

 Mustafa Sagir tutuklandı. 1 Mayıs-23 Mayıs 1921 tarihleri arasında İstiklal Mahkemesindeki duruşmasında, İngiliz Gizli Servisi tarafından yetiştirilen bir İngiliz casusu olduğunu tüm ayrıntılarıyla itiraf etti.

   İngiltere baskı yapmaya başladı.

  Ancak, Ankara İstiklal Mahkemesi İngiliz baskısına pabuç bırakmadı. Mahkemenin “Casusluk” suçuyla idama mahkûm ettiği Mustafa Sagir, 24 Mayıs 1921'de Ankara'da Karaoğlan Çarşısı'nda asıldı.

  Bu olay Millî Mücadele yıllarının önemli olaylarından biridir, incelenmesi lazımdır.

  SAKARYA MUHAREBELERİ SIRASINDA ENVER TARAFINDAN DÜŞÜNÜLEN SUİKAST:

  İttihat ve Terakkinin önde gelen liderlerinden Enver, Talat, Cemal paşalar; Dr. Nazım ve Bahattin Şakir 2 Kasım 1918’de bir alman gemisi ile yurt dışına kaçmışlardır.

  Enver paşa boş durmamış, Sovyetler Birliğine yakınlaşmış ve onların desteğini almıştır. Bu arada Millî Mücadeleyi hareketini sıkı takip eder ve Türkiye’ye dönmek için çalışmalara başlamıştır.

  Mustafa Kemal Paşa ile mektuplaşmalarından, Mustafa Kemal Paşanın Enver’in, en azından şimdilik Türkiye’ye dönmesini uygun bulmadığını anlıyoruz.

Ancak Enver dönmekte ısrarlıdır ve yazdığı bir mektupta” Türkiye’ye döneceğiz…O kadar...” diye kararlı bir cümle de kurar.

 Sakarya Savaşı günleri, Mustafa Kemal Paşa zor günler geçirmektedir.

  İşte bu tarihlerde Rusya Enver paşaya Müslüman askerlerden meydana gelen 2000 asker vermiş ve Enver bu askerlerle Batum’da Sakarya Savaşı sonucunu beklemeye başlamıştır.

 Beklerken Trabzon’a İttihat ve Terakkinin en önemli silahşoru Hacı Sami (1927 de Atatürk’e Suikast düzenlemek isterken Kuşadası’nda öldürülmüştür.) ve Küçük Talat paşayı yolladığı İzmir Suikastı sorgulaması sırasında suçlular tarafından itiraf edilmiştir.

  Sakarya Savaşı kazanılınca Enver Türkiye sevdasından vaz geçmek zorunda kalmıştır.

  VE İZMİR’DE SUİKAST TEŞEBBÜSÜ:

  Gazi Mustafa Kemal Paşaya girişilen İzmir Suikastı sonuçları itibariyle çok önemli olduğu için üzerinde biraz durmak lazım diyorum.

Suikast gününe nasıl gelindi kısaca özetleyelim;

Gazi Paşa 17-18 Ocak 1923 tarihinde İzmit’te İttihat ve Terakkinin en önemli kişilerinden olan Kara Kemal ile görüşür. Kara Kemal, Gazi Paşanın sorusu üzerine İttihat ve Terakkinin dağıldığını, kimsenin kalmadığını, kendisinin Millî Mücadeleden yana olduğunu (Kara Kemal, Talat paşanın giderken tavsiyesi üzerine Kara Vasıf’la beraber ‘Karakol Cemiyetini’ kurmuştur. Bu cemiyete Atatürk pek sıcak bakmamıştı.) ve ne istenirse yapılabileceği gibi olumlu bir cevap vermiştir. Gazi Paşa, bunların kendisinin düşünceleri olduğunu diğer arkadaşlarının ne düşündüğü hakkında tam bir bilgi istemiştir.

Çünkü, Gazi Mustafa Kemal Paşa İttihat ve Terakki mensuplarının uslanacağına inanmıyordu.

Bunlar değil miydi O Sakarya’da Yunan ile boğuşurken Batum’da Enver ile birlik olup Türkiye’de kendisini öldürüp darbe yapmak isteyenler.

Bir zaman sonra Gazi Mustafa Kemal Paşaya İttihat ve Terakkinin artık yeniden ihya edilmeyeceği, kendilerinin de hiçbir şeye karışmayacaklarına millet vekilliği falan da istemediklerini ve isterlerse seçimde yardımcı olabileceklerine dair haber gelir.

Ve Gazi Mustafa Kemal Paşa kendilerinden yardım istemediklerini ve bir şeye karışmamalarını tavsiye eder.

Bu arada Cumhuriyetin ilanı, Paşalar arasında anlaşmazlık, Terakkiperver Partinin kurulması, Şeyh Sait ayaklanması ve Haziran 1925’te TP partinin kapatılması süreci…

  Bu süreçte İttihat ve Terakkinin birçok üyesi Terakkiperver Partiye girmişlerdi.

  Terakkiperver Partisinin kapatılması dönüm noktası olmuş ve partinin kapatılması ile karar verilmiştir; Gazi Mustafa Kemal Paşa bir suikast ile öldürülecek ve bir darbe ile iktidara gelinecekti.

Abdülhamit’in halli ve Babıali Baskını düşünüldüğünde İttihat ve Terakki için olağan şeylerdendi.

1925 Aralık ayı çok önemlidir.

Fazla teferruata girmeden söyleyelim ki bu tarihte yapılan suikast girişiminin Ankara’da belli çevrelerce duyulmaması mümkün değildir.

Suikastı yapacak olanlar Ziya Hurşit, Laz İsmail, Şükrü Bey, Ayıcı Arif…

Devam edelim; bunların Çankaya yolunda Gazi Paşaya suikast düzenleyeceği Erzincan Milletvekili Sabit Bey vasıtasıyla Rauf Bey’e bildiriliyor.

Rauf bey gece Ziya Hurşit’in ağabeyi Faik beyi uyandırıp “Kardeşin Gazi Paşaya suikast düzenleyecek.” diyerek kardeşine yolluyor.

Demek ki Rauf Bey biliyor…

Faik bey kardeşini ve diğer suikast yapacakları bir yerde pusu kurmak üzereyken buluyor ve vazgeçiriyor.

  Ziya Hurşit’te bundan sonra suikastın açığa çıktığını, artık burada başarılı bir şey olmaz, diye vazgeçiyor.

Faik bey (Faik Bey İzmir suikastı davasında beraat etmiştir.) partiye gelerek herkesi topluyor;” Siz parti değil komitacı cemiyeti kurmuşsunuz, Grubu dağıtacaksınız ve partiyi derhal fes edeceksiniz (Ki parti o tarihte kapatılmıştı.). Ve bu olayı gidip hükümete bildireceksiniz.” der (Bu ifadeler suikast davasında söylenmiştir.).

Ancak bu kadar ortaya dökülen olay polis tarafından da takibe alınır.

Bursa Denemesi

Bu hareket sonuçsuz kalınca bu sefer Bursa da denemek istemişlerdi. Laz İsmail durum belli olmasın diye karı-koca olmak için yanına Naciye Nimet’i (Ballı Naciye, İzmir Suikastı davasında Berat etmiştir.) de almıştır. Fakat, yerinde yapılan araştırmalarda Bursa’da bu işin yapılamayacağı anlaşıldığı için vaz geçilmiştir.

Ve sonuç olarak suikastın İzmir’de yapılmasına karar verilmiştir.

Bir yurt gezisinde olan Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya, İzmir’e geldiğinde düzenlenecek olan saldırı, Giritli Şevki isimli kişinin ihbarı sonucu, gerçekleşmeden önlenmiştir (Giritli Şevki, olaydan sonra saldırganları Sakız adasına motorla kaçıracak kişidir.).

Eski Lazistan Mebusu (Ki yaşı tutmadığı halde Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından yaşı büyütülerek Milletvekili yapılmıştı.) ve I. TBMM’nde Mustafa Kemal Paşa’nın muhaliflerinden biri olan Ziya Hurşit’in başını çektiği suikastçıların planları şu şekilde idi: Gürcü Yusuf, Laz İsmail ve Çopur Hilmi gibi fedailer Mustafa Kemal Paşa’ya Kemeraltı Karakolu önünde ateş edecekler ve kargaşadan yararlanarak kaçacaklardı.

Mustafa Kemal Paşa’nın İzmir’e bir gün geç gelmesinden kuşkulanan ve olayın anlaşıldığını zanneden Giritli Şevki’nin ihbarıyla ortaya çıkarılan tertiple ilgili olarak ilk yakalanan Ziya Hurşit olmuştur. Daha sonra Laz İsmail, Gürcü Yusuf ve Çopur Hilmi yakalanmıştır.

Valilik “Reisicumhurun seyahatleri esnasında İzmir'de tatbik olunmak üzere bir suikast tertip edildiği keşfedilerek mürettipler silahları ve bombaları ve hazırlıkları ile Reisicumhurun muvasalatından evvel tevkif edilmişlerdir.” diye durumu açıklamıştır.

Tutuklamalar suikastla doğrudan ilgili olan Ziya Hurşit ve arkadaşlarıyla sınırlı kalmamış, Cavit Bey ve arkadaşları gibi, eski İttihatçılar ile kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının önde gelenleri de tutuklananlar arasında yer almıştır.

  Yine suikast girişimi ile en ilginç tutuklamalar, paşaların tutuklanması ile olmuştur. Kazım Karabekir Paşa, Ali Fuad Paşa, Refet Paşa ve Cafer Tayyar Paşa tutuklanmış Rauf Bey ise yurt dışında olduğu için gıyabı tutuklanmıştır.

  Karabekir paşa Ankara’da tutuklanınca Başvekil İsmet Paşanın aracı olması ile serbest bırakılmış ise de İstiklal Mahkemesinin ikazı ve Gazi Paşanın araya girmesi ile tekrar tutuklanmıştır.

   13 Temmuz 1926 tarihinde İzmir’de ve sonradan 26 Ağustos’ta Ankara’da yapılan yargılamalar sonunda, Eski Lazistan Mebusu. Ziya Hurşit, İzmit Mebusu Şükrü Bey, Eskişehir Mebusu Albay Arif Bey, Sivas Mebusu Halis Turgut Bey, İstanbul Mebusu İsmail Canbulat Bey, Erzurum Mebusu Rüştü Paşa, Gürcü Yusuf, Hafız Laz İsmail, Abdülkadir Bey, Abidin Bey, Hafız Mehmet, Sarı Efe Edip ve Albay Rasim Bey suikastla doğrudan ilgili görülerek, idam cezasına çarptırılmıştır.

Eski Maliye Nazırı Cavit Bey, Dr. Nazım, Artvin Mebusu Hilmi Bey ve Naili Bey gibi eski İttihatçılar Ankara’da yapılan mahkemeleri sonucunda, suikastçılarla iş birliği yapmak ve hükümet darbesi düzenlemek suçlarından idamla cezalandırılmışlardır.

Bu sırada suikastın planlayıcılarından aranan Kara Kemal İstanbul’da sıkıştırıldığı yerde kaçamayacağını anlayınca intihar etmiştir.

  Yargılama sonunda aldıkları 10’ar yıl sürgün cezasına itiraz eden Halis Turgut ve İsmail Canbulat’ın cezaları, tekrar yargılanmaları sonucunda idama çevrilmiştir.

  Böylece Yargılanma sonucun da 19 kişi idam cezası ile cezalandırılmışlardır.

Kara Kemal ve Eski Ankara Valisi Abdülkadir dışında idamlar aynı gece infaz edilmiştir (Bu arada 19 ve 26 Mayıs 1926 tarihlerinde çıkarılan iki yasa ile İstiklal Mahkemelerinin görev süreleri 6 ay uzatılmış ve idam cezalarının TBMM ‘de onaylanma zorunluluğu kaldırılmıştır.).

  Eski Maliye Nazırı Cavit Bey, İstanbul Mebusları Rauf ve Adnan beyler, Mersin Mebusu Selahattin Bey, Eski Sivas Milletvekili Kara Vasıf, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni, İzmir Valisi Rahmi Bey ve Dr. Nazım’ın yargılanmaları Ankara’da tamamlanmıştır.  

Bir sonraki suikastı anlatmaya geçmeden önce İzmir suikastı sonuçları hakkında bazı konuları yazmakta fayda olduğunu sanıyorum.

İzmir suikastı davaları bazılarının dediği gibi bir hesaplaşma mıydı?

İzmir İstiklal Mahkemelerine çıkan sanıklar suikastı yapacaklarını itiraf etmişlerdir.

Dolayısıyla bir hesaplaşma olması söz konusu değildir.

Ancak, olaylara şöyle bir bakalım;

  İttihat ve Terakki Cemiyetinin yönettiği Osmanlı İmparatorluğu Mondros ile dağılmış ve bunun bütün suçu bu cemiyete yüklenmiştir. Cemiyetin başında bulunan kişiler 2 Kasım 1918’de İttihat ve Terakkiyi fes ederek yurt dışına kaçmışlardır.

  Yurt içinde kalan üyelerinin bazıları Gazi Mustafa Kemal Paşa ile yollarına devam etmişlerdir. Hatta bu kişiler Sivas Kongresi başlarken” İttihat ve Terakki Cemiyetinin yeniden ihya edilmesine çalışılmayacak.” diye yemin bile etmişlerdi.

Bu kişiler Halk Fıkrası korumasında Mustafa Kemal ile beraber yola devam etmişlerdir.

Bunların dışında kalanlar zaten İttihat ve Terakkinin silahşoru durumunda olanlardı. Onlar da suikasta katılmışlar ve idam ile cezalandırılmışlardır.

Peki bunların içinde en çok tartışılan, örneğin; Cavit ve Nazım gibi kişiler neden asıldılar.

Bu kişilerin suçsuz oldukları kesin değildir. Birçoğuna “Neden bu ülkeyi savaşa soktunuz ve millet burada canı ile malı ile boğuşurken savaş yıllarında yurt dışına kaçtınız?” şeklinde sorular sorulmuştur.

Enver paşa ile buluşup Millî Mücadeleyi zora sokacak çalışmalar yaptınız; İttihat ve Terakkiyi tekrar ihya etmek için İstanbul’da Cavit beyin evinde toplandınız, kararlar aldınız ve hatta Halk Fırkasının aldığı “Dokuz Umde” benzeri 9 karar aldınız, gibi sorulara muhatap oldular.

Şahsi düşüncem Gazi Mustafa Kemal Paşa İttihat ve Terakkinin bu üyelerinin uslanmayacaklarını ve bundan sonra da çıban başı olarak kalacaklarını, sık sık ciddi problem olacaklarını düşünmüştür.

İki İttihatçı bir araya gelirse mutlaka potansiyel tehdit unsurudur ve Gazi Paşa bunu çok iyi bilmektedir.

Örneğin; Dr. Nazım, Atatürk’ün yakın arkadaşı ve Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın bacanağıdır. Kendisine yakınları tarafından, Atatürk’e ricacı olması istendiğinde” Benim bacanağım olduğunu biliyor, merak etmeyin onu affeder.” der.

Ancak, Dr. Nazım idam edilir.

Tevfik Rüştü olayı duyunca Mustafa Kemal’e ciddi şekilde sitem eder, çıkışır ancak Mustafa Kemal’in verdiği cevap birçok şeyin açıklaması gibidir,” Bir ölüm dirim savaşıdır bu. Onlar istediler. Hepimizi yok etmek için harekete geçtiler. Milletin hayrına olarak rejimi ve kendimizi korumak için en son şiddet derecesi ile tam bir tasfiye yapmak tarihi vazifemiz olmuştur. Biz tasfiye yapmazsak onlar bizi yok edecekler.”.

16 Mayıs 1919 da İstanbul’dan ayrılan Mustafa Kemal İstanbul’a 1 Temmuz 1927’de gitmiştir. İzmit’e gitmiş, İstanbul Boğazından geçmiş Karadeniz’e çıkmış ama İstanbul’a gitmemiştir.

Bu gitmeyişi sadece” İstanbul’a kırgındı” gibi basit bir nedene bağlayamayız.

Mutlaka bir “Güvenlik” nedeni olmalıdır…

  Paşalar nasıl beraat etti?

  İstiklal mahkemeleri sırasında savcı Necip Ali tarafından söylenen önemli bir cümle var;” Fırka ve parlamento hayatını yaşayan herkes bilir ki böyle bir suikast girişimi hemen duyulur. Böyle bir olay olur da Kazım Karabekir paşanın bilmemesi mümkün mü?”.

Haksız mı?

Dürüst ve mert oluşlarında asla şüphe etmediği Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ile ilgili Gazi Paşanın o sıralarda yaptığı bir konuşma, O’nun duygularını ortaya koyması açısından önemlidir.” Bu arkadaşların öğrendiklerini herkesten evvel, şahsen ve hususi surette bana haber vermeleri; beni ikaz etmeleri, arkadaşlık, mertlik, hatta sadece insanlık icabı idi sanırım”.

Fahrettin Altay Paşa ile yaptığı bir konuşma dikkat çekicidir;

-Ali Bey (Çetinkaya, Mahkeme Başkanı) paşaları asacak…

Bu konuşma üzerine Fahrettin Paşa Mustafa Kemal’e paşalar lehine düşüncesini söyler.

Bunun üzerine;

-İyi ama sonrasından emin olabilecek miyiz?

Bu cümle Mustafa Kemal’in gelecek için düşüncesini ortaya koymaktadır.

Ancak Fahrettin Paşa “Emin olabilirsiniz paşam. Bu nankörlüğü yapanlar sınırlı birkaç sapıktır, Ceza da bu sınırlar içinde kalırsa adaletiniz milletçe daha çok takdir edilecektir.”

Mustafa Kemal’in verdiği cevap” Pekâlâ.” olmuştur.

Ve şu ifadeler Gazi Paşaya aittir” Mahkemelere müdahale etmek, olay benimle ilgili olduğu için yanlış anlamalara neden olurdu, gelişmeleri akışına bıraktım…Yalnız, Komutanları vermedim…”

Tabi iki ayrı yerde Ali Fuat Cebesoy’a “Paşaları sen olduğun için affettim.” sözleri de göz ardı edilmemelidir.

İzmir İstiklal Mahkemesinin üyelerinden Kılıç Ali’nin anılarından bir konuşma farklı bir yorumu getirebilir.” Biz İttihat ve Terakkiyi yargılamıyoruz, çünkü İttihat ve Terakki kendini fes etmiştir. İttihat ve Terakki adına hainlik yapan sahtekarları yargılıyoruz.”

Halk Fırkasının içinde bulunan İttihat ve Terakki mensuplarını aklama mı acaba…

ÇERKEZ ETHEM VE HACI SAMİ OLAYI

  Kuşçubaşı Eşref’in kardeşi Hacı Sami’nin de içinde bulunduğu bir grup, Mustafa Kemal Paşa’ya suikast düzenlemek istemiştir. İşin başında yine Çerkez Ethem vardır. Hacı Sami, Kurtuluş Savaşı yıllarında Trabzon’dan yurda giriş yapmış (Giriş amacının Ankara hükümetine darbe amaçlı olduğunu daha önce yazmıştık.) ve Çerkez Ethem’in yanında yer almış, savaş sonrası Yüz ellilikler listesine alınmıştır. Yurt dışında iken, Çerkez Ethem ve kardeşleriyle ilişkisini devam ettiren ve Atina’daki Çerkez komitesi tarafından Mustafa Kemal Paşa’yı öldürmesi için görevlendirilen Hacı Sami, 17 Ağustos 1927 tarihinde, üç adamıyla birlikte, Sisam Adası’ndan gizlice Kuşadası’na geçmiştir. Hacı Sami ve yanındakilerin bölgedeki Yörüklerden tehditle yiyecek istemesi yüzünden çatışma çıkmış, jandarmanın da müdahalesiyle olay büyümüştür. Çarpışmada Hacı Sami ve kardeşi Ahmet öldürülmüş, diğerleri de yakalanmıştır. Böylece Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik bir suikast girişimi bertaraf edilmiştir.

  1935 Ekim ayında yine Çerkez Ethem kaynaklı bir suikast teşebbüsü daha olmuş, ancak yakalanan birinin itirafı üzerine girişim tamamlanamamıştır.

Bu suikastlar son olmamış başka denemeler de olmuştur.

Atatürk’ün Ölüm Nedeni

Atatürk’ün hastalığı dolayısıyla ölümü için zehirlendi, masonlar tarafından öldürüldü şeklinde iddiaları varsa da bu iddialar henüz yeterli belgeye sahip değildir.

Ve konu ile ilgili en net bilgiyi Gülhane’den E. Dr. Alb. Aytekin Ertuğrul yazmış ve Atatürk’ün ölüm nedeninin “Sıtma nedeni ile Siroz” olduğunu bilimsel olarak açıklamıştır.

Suikast sonrası Gazi Paşa Milletine teşekkür etmiştir:

Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.”.

K. Atatürk

Kaynak:

Vahdettin Ergin, Hesaplaşma.

Kerem Çalışken, 100 Yılın Darbesi.

Ali Kuzu, Atatürk’e Yapılan Suikastlar

Feridun Kandemir, İzm

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
29Haz
15Haz

Atatürk ve Suikast Girişimleri

10Haz

İhtilal Önlenebilir miydi?

06Haz

VE İHTİLAL SONRASI GELİŞMELER...

30May

27 Mayıs ve sonrası

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ