ÇANAKKALE' DE YANLIŞ BİLİNEN "DOĞRULAR"


ÇANAKKALE MUHAREBELERİNDE YANLIŞ BİLDİKLERİMİZİN DOĞRULARI

18 Mart 1915 tarihinde Deniz Muharebeleri ile başladığı kabul edilen ve 25 Nisan 1915 çıkarma harekatı ile tarihin en önemli, en kanlı savunma muharebelerinden ve Türk’ün en şanlı sayfalarından biri haline dönüşen Çanakkale Muharebeleri 19/20 Aralık ta İşgalcilerin geri çekilmesi ile sona ermiştir.

  Muharebeler sırasında meydana gelen bazı olayları abartmak veya hamaset ile eklemeler yapmak muharebede verdiğimiz şehitlerimizi yüceltmek yerine onlara yapılmış en büyük haksızlık olur.

 Her yıl Çanakkale Muharebeleri yıldönümünde bu tür, hamasete dayanan fakat gerçekle hiç ilgisi olmayan hikayeler yazılır ve her sene tarihçiler tarafından düzeltilmesine rağmen maalesef araştırma ve okuma alışkanlığımız olmadığından bu yalan bilgiler tekrarlanır.

  Bu yıl da aynı yazılar özellikle Sosyal Medyada bir hayli yazılmaktadır.

Bu yazı ile bazı yanlış bildiklerimizin araştırma sonucu ulaştığım doğrularını yazmak istedim.

1.Nusrat Mayın Gemisinin 18 Mart’tan bir gece önce mayınlarını döküldüğü doğru değildir.

Bazı tarih bilenler(!) mayınların dökülüş tarihi olarak 17 Mart 1915 gecesini   yazmaktadırlar, ancak, bu doğru değildir…

Erenköy koyu Topçu atışlarının dışında kalıyordu. Düşman gemilerinin Türk Topçu atışlarından kaçıp buraya sığınma ihtimallerine karşı bu koyun da mayınlanması gerekiyordu. Nusrat Mayın Gemisi bu maksatla görevlendirilmişti.

Gemi Komutanı Yzb. Nazmi ve yardımcısı Yzb. Hakkı aldıkları emir üzerine 7 Mart’ı 8 Mart’a bağlayan gece mayınları döşemişlerdir.

Bu konuda hem Genelkurmay yayınları hem de Yzb. Nazmi’nin günlükleri tarihi doğrulamaktadır.

Bu nedenle 18 Mart tarihinden bir gece önce mayınlar dökülmüştür demek tarih açısından yanılmadır.

Doğrusu bu mayınların 7-8 Mart tarihinde dökülmüş olmasıdır.

2.Mustafa Kemal’in Muharebelere geç katıldığı yalanı:

Bu yalan alternatif tarih yaratanların ve Mustafa Kemal’in olmadığı bir Çanakkale zorlamasında bulunanların yalanıdır. Maalesef Üniversite seviyesinde tartışılmaya kadar varmıştır.

57nci Alay'ı sevkinde geç kaldığı konusunun ortaya atılmasına neden olan gelişmeleri görmeliyiz; Maltepe'de bulunan 77nci Alay Komutanı saat 10'da müttefik donanmanın atışa başladığını ve Kabatepe ve çevresi kıyılarının ateş altına alındığı haberini vermişti. Az sonra da 9ncuTümen'den bir rapor alınmıştı. 19ncuTümen'in Komutanı Yb. Mustafa Kemal, derhal bütün tümen birliklerine alarm ve harekete hazırlık emrini verdi. Tümen süvari bölüğünü bölgenin en hassas ve gözetlemeye elverişli noktası olan Kocaçimen Tepesi'ne gönderdi. İlk rapor Kocaçimen'den verilerek ve bir tehlike halinde bu tepede sonuna kadar dövüşülecekti. Tümen komutanı, bu saatlerde henüz Seddülbahir bölgesindeki olaylar hakkında bilgi alamamıştı.

  Kısa bir zaman içerisinde alınan birçok rapordan Arıburnu kıyılarındaki Anzak çıkarmasının ciddi olduğu ve serbest kaldığı anlaşılmıştı. Esasen Mustafa Kemal, tartışmaların başından beri İngilizlerin gerçek çıkarma yerinin Gelibolu Yarımadası güney kesimi olabileceğini ön görmüş ve çok zayıf tutulduğunu gördüğü Arıburnu- Kabatepe-Kumtepe kıyılarının en uygun yerler olduğunu öne sürmüştü. Üç Alayı bünyesinde bulunduran 9ncuTümen çok geniş bir bölgeye yayılmıştı. Çıkarmaların hızla artması karşısında yalnızca 27nci Alay'la cephenin tutulamayacağı belli olmuştu.

  Yb. Mustafa Kemal'in komutası altındaki 19ncu Tümen bir Ordu yedeğiydi. Saat 7 olmuştu. Ordu üst komutanlığından tümene hiçbir emir gelmemişti. Conkbayırı-Kocaçimen Tepesi elden çıkarsa 19ncu Tümen'in yedek olarak kullanılması da tehlikeye girerdi. İşte gelecek tehlikeyi görüp bu durum değerlendirmesini yapan Yb. Mustafa Kemal tüm sorumluluğu üzerine alarak Tümen Karargâhına en yakın konak yerinde hazır bekleyen 57nci Alayın bir dağ bataryası ve sıhhiye müfrezesinin Kocaçimen Tepesi istikametine hareket edecek şekilde düzenlenmesini emretti. 19ncu Tümen Komutanı durum değerlendirmesi sonunda bir kararı verdi; yalnız bir Alay kuvvetiyle Kocaçimen Tepesi'ne yetişmek ve Tümenin öbür iki Alayını her an harekete hazır bir şekilde ordugâhlarında bırakmak... Böylece; hem Kocaçimen Tepesi, Conkbayırı blokunu kurtarmış, hem de ordu komutanının kendi genel yedeğini istediği yerde kullanması için olanak vermiş olacaktı. Mustafa Kemal harekete geçmeden önce, Gelibolu'daki 3ncü Kolordu Komutanlığına saat 07.00'de şu raporu yazdırdı: “Kabatepe ile Arıburnu arasında karaya çıktığı öğrenilen düşman kuvveti henüz anlaşılamadı. Düşmanın Kocadere batısındaki sırtları işgal etmesine meydan vermemek için 57nci Alay ve bir dağ bataryasını şimdi o tarafa hareket ettiriyorum. Düşmanın kuvvet ve durumunu anlamak, ona göre gerekli tedbirleri almak üzere Tümen Kurmay Başkanını Karargâh' ta bırakarak bizzat oraya gidiyorum. Tümen büyük kısmının kullanılmasını gerektirecek bir hal olunca tümenin başına geleceğimi,  arz ederim.”

  57nci Alay saat 07.45'te Bigalı Deresinden, Kocaçimen Tepesi istikametine hareket ettirildi. Bu güzergâhta yol yoktu. Arazi sarp ve derin derelerle kesilmişti. Her tarafı yüksek ve çok sık fundalıklar sarmıştı. Tüm çabalara karşın, yaklaşma yürüyüşü biraz gecikti. Saat 09.40 sıralarında Kocaçimen Tepesi'ne ulaşıldı. Askerler bir hayli yorulmuş ve yürüyüş kolunun derinliği de uzamıştı. Yani, öncülerle alayın arası çok açılmıştı. Varılan yerde 10 dakikalık bir dinlenme ve düzenleme molası verildi. Kocaçimen tepesinden denize doğru bakıldığında suyun üstündeki hareketler görülüyor ama çıkarma kıyıları kapalı açılarda kaldığından piyade birliklerinin harekâtı görülemiyordu. Bunun üzerine Mustafa Kemal duruma tam egemen olabilmek için birliğini beklemeden, Conkbayırı'na hareket etti. Bu arada, 57nci Alayın da hızla buraya getirilmesi emrini verdi. Yanında emir subayı ve birkaç atlı muhafızı Conkbayırı'na vardığında durumun ne denli tehlikeli olduğunu çok daha iyi gördü. Çünkü 27nci Alayın Balıkçı damlarındaki gözcü erlerinin cephaneleri bittiği için direnmeye son verip buraya kadar yani 261 rakımlı tepeye gelmişlerdi. Anzaklarda Conkbayırı'na tırmanıyorlardı... Mustafa Kemal, durumu yerinde ve tüm ayrıntılarıyla görmüş ve anlamıştı. Anzakların Arıburnu çıkarması merkezden itibaren kuzeye doğru açık ve serbest kalmış olmakla beraber henüz kendisini toparlamış ve düzenlemiş değildi. Düztepe, Cesarettepe ve daha gerideki Merkez tepe dolayları işgal edilmiş görülüyordu. Ancak Conkbayırı henüz yayılmanın gevşek safhalarındaydı. Durum, tipik bir tesadüf muharebesi karakterini taşıyordu. Eğer hızlı ve kararlı davranılırsa olayların akışına yön verilebilirdi. (Gelibolu savaş alanını gezerken, sırtınızı Anzak koyuna döndüğünüzde, solunuzda kalan tepelik Balıkçı damları diye adlandırılan yerdir. İşte Mustafa Kemal'in bu tepelikteki mev­zilerini terk edip Conkbayırı'na tırmanan erlerle, aşağıda okuyacağımız o ünlü konuşma ve ardından verdiği hücum emrinin nedeni, yukarıda belirtilen çabuk müdahale konusundaki durum muhakemesidir. Çünkü 57nci Alay'ın buraya yetişmesi için zamana gereksinim vardı, ama Anzaklarda tepeyi tırmanıyorlardı.

Yarbay Mustafa Kemal'in düşmana müdahalesine yönelik çeşitli spekülatif tezler bulunmaktadır. İşin ilginç yanı bu tezler son zamanlarda üniversite panellerinde de tartışılmaktadır. Bu işin doğrusu nedir? Yukarıda yazılana göre düşündüğümüzde, yolda duraklama yok, araziyi bilmemek gibi bir durum yok, kendisinden önce düşmanla muharebeye giren birliklerin pozisyonu biliniyor, üstelik boş kalan ve kritik olan düşman hedefleri, yani asıl hedef noktası ve asıl hedef olan Kocaçimen silsilesi tespit edilmiş, Tüm bunlar Mustafa Kemal taralından saptanmış. En azından olan bitenin farkında. Kendisinden, ihtiyat tümeni olan 19ncuTümenden bölgeye 1 tabur göndermesi istenmişken kendisi takviyeli bir alayla yola çıkmıştır. Takviyede bir dağ bataryası, öbür iki alay 72nci ve 77nci Alaylar hareket etmemiş, önden de Süvari Bölüğü, Sıhhiye Bölüğü ve Baştabibi (Bu konu çok önemlidir: Sıhhiye Bölüğü Alayın değil Tümenin savaştığı alanda yer alır. Sıhhiye Bölüğünün muharebe edilecek bölgeye götürülmesinin anlamı, komutan muharebeyi o bölgede kabullenecek demektir) bulunmaktır. Bunlar hep Mustafa Kemal'in doğru yerde doğru zamanda bulunduğunu kanıtlayan yan unsurlardır.

Şimdi gelelim asıl unsurlara, yani düşmanla karşılaşmaya       Kocaçimen'in örtülü sırtlarında alayın yürüyüş kolunun öncüleri, saat 9.30'dan itibaren toplanmaya başlıyorlar. Mustafa Kemal saat 9.45 civarında Conkbayırı'na doğru geliyor. Bu konu "Arıburnu Muharebeleri raporunda" açıkça belirtilmiştir. Conkbayırı'na 57nci Alay'dan 10 dakika önce geldiğine göre, sahilden geri çekilmekte olan 27nci Alay 2 Tabur'unun Balıkçı damlarındaki gözetleme ve savunmada (örtme) görevli müfrezeden arta kalan erler işte bu 9.45 civarlarında 261 rakımlı Conkbayırı'nın güneyindeki plato üzerinden kuzeye doğru çekilirken doğal olan yolları Mustafa Kemal tarafından kesiliyor ve o ünlü " Düşmandan kaçılmaz..." konuşması geçiyor…

Ve “İşte kazandığımız an o andır…”.

Konu hakkında geniş bilgi için kaynak kitaplara bakılabilir.

3. Esat Paşa'nın "Mustafa Kemal'in savaş alanından taktik çekilmesini ben engelledim" iddiası.

19ncu Tümen ve 57nci Alay Cerideleri arşivlerdedir. O gün (25 Nisan Sabahı.) Mustafa Kemal’in 57nci Alaya verdiği emri cerideden buraya aktarıyorum;

57nci Alay Kumandanlığına

1-Düşmanın Arıburnu civarındaki ihraç teşebbüsü diğer noktalardaki teşebbüsattan daha cediddir(Yenidir.).

2-Süvari Bölüğü Elli Yedinci Alay ve cebel bataryası ve bir sıhhîye müfrezesi Kocadere garbındaki sırtlara hareket edecektir.

3-Fırka kısm-ı küllîsi ordugâhlarında harekete müheyya (Hazır) bir halde bulunacaklardır.

4-Ben bidayette düşmana hareket eden müfreze ile beraber bulunacağım. Îcâp ederse kısm-ı küllîye avdet edeceğim:

5-Fırka karargâhında kalan fırka erkân-ı harp reisi ile irtibatta bulununuz.

6-Karargâh Bigalı Köyü’nün şarkında ve değirmen yanındaki sırttadır.

       19. Fırka Kumandanı

        Kaymakam M. Kemal

Başka söze gerek var mı bilmiyorum…

4. Muharebeye katılan asker sayısı: Bu konuda da öylesine abartılı rakamlar söylenmektedir ki bu kadar insan bu bölgeye nasıl sığar diye düşünmeden edemiyorsunuz. Ancak, Genelkurmay'ın arşivlerinden yararlanılarak yayımlanan kitaplar ile askerî dergilerdeki makalelerde bu konuda yazılanların ortak paydası şudur: Çanakkale cephesine 22 tümen gönderilmiştir ve zayiatı karşılamak üzere gelen ikmal erleriyle birlikte Çanakkale Savaşı'nda tüm muharebelere, ATASE arşivine göre, toplam 310.000 kişi katılmıştır. Koalisyon (İtilaf Devletleri) güçlerini oluşturan devletlerden İngiltere adına savaşa katılanlar 410.000, Fransızlar adına katılanlar ise 79.000 kişidir.

5.Şehit sayısı:

Bu konuda zannedersem bütün kayıplar ile şehit sayısı sık sık karıştırılmakta ve çok büyük şehit rakamları verilmektedir.

Genelkurmay'ın yayımladığı kitaplardaki resmî rakamlara göre Türk tarafının toplam kaybı 251.309 (bu sayı 251.359 da olabilir, 50 kişi gibi çok küçük bir sayı fark ediyor), müttefiklerin kaybı ise 252.000 idi.

Genelkurmay Başkanlığı Askerî Tarih Araştırmaları Strateji Etütler Daire Başkanlığı (ATASE) tarafından yürütülen araştırmalarda, kara ve deniz muharebelerinde şehit düşen subay ve erlerin sayısı 57.263'tir.

 

6.57nci Alayın tamamının şehit olması ve sancağının esir olması iddiaları:

  57nci Alayın 25 Nisan günü yapılan taaruzda tamamının şehit olduğu bilgisi yanlıştır.

57nci Alay Çanakkale Muharebelerine başlarken genel kuvveti 49 Subay, 3.638 erbaş ve er, 373 hayvan, 2.288 tüfek ve 4 ağır mitralyözden ibaretti.

 Alayın savaş boyunca şehit sayısı 25 subay ve 1731 erbaş ve erdir.

Bu sayıya çeşitli nedenlerle kaybolan 543 kişi de eklenirse toplam kayıp sayısı (Şehit, yaralı, hastaneye giden, hava değişimi ve kaçaklar.)2274’dür

57nci Alay savaş boyunca çok büyük yararlıklar göstermiş ve efsaneleşmiştir. Kaybedilen personel yerine aynı görevi yapacak asker ikmali yapılmıştır.

Ancak,57nci Alay Komutanı Yb. Hüseyin Avni’nin, ki 13 Ağustos’ta kendisi de şehit olmuştur,5 Mayıs 1915 tarihi, saat 15.30 da Alay Ceridesinde Tümen Komutanlığına verdiği bir rapor var, orada daha savaşın 10’ncu gününde bakın ne yazıyor;

  “Ondokuzuncu Fırka Kumandanlığına; Harbin iptida ettiği (Başladığı) 12/2/331(25 Nisan 1915) tarihinden beri düşmana merdane ve fedakarane saldıran ve şimdiye kadar askerin ibraz ettiği savlet ve besalet-i kahramane ile şan ve namus-u askerisini ilaya muvaffak olan Elliyedinci Alay bidayet-i harpten beri efrat ve zabitan cihetiyle mevcudunun sülüsanından(Üçte iki) fazlasını kayıp ettiği halde bile…” demektedir.

  Dikkat edilirse Alay Komutanı burada Alayın üçte ikisinden fazlasını kaybettik, demektedir.

  Görüldüğü gibi 57 Alay tamamını bir günde kaybetmemiş ancak Muharebeler süresinde kaybı çok yüksektir.

 

  57nci Alay’a Çanakkale Muharebelerinden sonra 30 Kasım 1915’te Sultan V. Mehmet Reşat’ın iradesiyle altın ve gümüş harp madalyaları verilmiştir. Bu madalyalar 25 Nisan 1916’da İstanbul-Şile arasında bulunan Çelebi köyünün kuzeydoğusunda toplanan alayın sancağına törenle takılmıştır.

Alay buradan Galiçya cephesine, oradan Suriye, Filistin cephesine yollanmış ve savaşa devam etmiştir.

Filistin cephesinde personeli azalan ve yorgun düşen Alay Eylül 1918 de İngilizlere teslim olmuştur.

57nci Alay sancağı bu teslim olma sırasında Ordu geleneklerine uygun bir şekilde imha edilmiş olmalıdır.

57nci Alay Kurtuluş Savaşı yıllarında tekrar kurulmuş ve bazı görevler yapmıştır. Ancak savaş sırasında birlikleri bazı birliklere dağıtılmış ve Alay lağv edilmiştir.

O yıllara ait Alayın ceridesi maalesef tutulmadığı için fazla bilgi yoktur.

Bugün 57nci Alay Türk ordusunda vardır.

7. İki sınıf Tıbbiyelinin şehit olması ve 1921 yılında mezun vermemesi yanlışı:

   Bu yanlış bilginin doğrusunu en kısa bir şekilde açıklamaya çalışalım;1914'te Tıp Fakültesi'nin tatil döneminde olduğu ağustos ayında, Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ile birlikte Genel Seferberlik ilan edildiğinden, Tıp öğrencilerinin hemen hepsi silah altına alınmıştır. Bunlar Savaşın çeşitli cephelerinde görevlendirilmişlerdir.

 Bu nedenle Okul 1915 yılında açılmamıştır. 

  Bir yıllık aradan sonra 1916'da Tıp Fakültesi yeniden açıldığında, kaybedilen zamanı telafi etmek amacı ile derslere bütün yıl devam edilme kararı alınır. Buna göre, birinci sınıf öğrencileri Fizik, Kimya, Botanik derslerini esasen liselerde okuduklarından üç ay sonra imtihanlara alınmış, ardından altı aylık bir eğitimi ve bir ay tatilden sonra Haziran'da tekrar derslere başlanmış, Kasım'da ikinci sınıf bitirilmiş, böylece bir yılda iki sınıf okutulmuştur.

 Ayrıca, bir yıllık askerlik hizmeti yüzünden 1915'te Tıbbiye' den mezun olamayan sınıfın 1916'da diploma aldığı bilinmektedir.

  Biten bir muharebenin ardından gelen ve savaşın başka cephelerde hâlâ ettiği bu kaotik ortamda, Tıp Fakültesi'ne yeni öğrenci kayıtlarının yapılmasından başka, rutin eğitim programında da birtakım değişikliklere gidilmiştir. Dolayısıyla bu durum mezuniyet zamanlarında da değişikliklere yol açmıştır.

  Kesin olan bilgi, Tıp Fakültesi'nde öğrenci mezuniyetinin gerçekleşmediği yılın 1921 değil, 1915 olduğudur. Bunun da gerçek nedeni, yukarıda da anlatıldığı gibi, tıp öğrencilerinin külliyen şehit oluşu değil, ortaöğrenim dahil olmak üzere okulların savaş nedeniyle eğitim öğrenime ara verişleridir...

  8.Üzüm hoşafı kuru ekmek hikayesi:

  Hamasetin bu kadar kötüye kullanılması olmaz artık dedirtiyor.

Çanakkale Muharebelerinde diğer birçok cephede savaşıldığı düşünüldüğü takdirde iaşe işlerinde zaman zaman aksaklıklar olması normal karşılanmalıdır. Ancak, askerin yemek işleri aksamamıştır. İkmalde gecikmeler olmasından kaynaklanan gıda gramajında azalmalar olmuşsa da Çanakkale Muharebelerinde bu konuda başarılı olunmuştur. Askere ne kadar gıda verileceği 12 Eylül 1914 tarihli “Tayinat ve Yem Kanunu’na” göre düzenlenmişti. Bir askere verilecek günlük gıda, 3.000 kalori düzeyinde belirlenmişti. Buna göre bir ere günlük 600 gram un, 250 gram et ya da 125 gr. kavurma, pastırma, sucuk ya da konserve et verilmesi gerekiyordu. Buna ek olarak 10 gr. yağ, 20 gr. soğan ve tuz verilmeliydi. Uygulamada, özellikle savaşın çok şiddetli anlarında buna uyulamadı. Bu durumda var olan yönetmeliklerde yeni düzenlemeler yapılarak, oranlar düşürüldü. Örneğin bir ere 62 gram, bu da verilemezse 31. gram et verilmesi kurala bağlandı. Her askerin payına 900 gram ekmek düşmekteydi. Fırınların çalıştırılamadığı zamanlarda askere ekmek yerine peksimet veriliyordu. Özellikle ileri hatlarda çarpışan avcılara düzenli yemek ulaştırma güçlüğü nedeniyle, daha uzun süre dayandığı için yanlarına peksimet veriliyordu.

 Özellikle sıcak yemek verme konusunda titiz davranılıyordu.

Ayrıca üstü başı yırtık, ayaklarında ayakkabı olmayan asker resimlerinin hem de aydınlarımız tarafından paylaşılması oldukça garip bir durumdur.

  9. Kaybolan Norfolk Taburu konusu:

  Bu konu ile ilgili kitaplar yazılmış, filmler çekilmiştir… Efsanelere gelince; kimisine göre Türkler bu taburun askerlerini teslim olmalarına rağmen süngülemiş, kimisine göre çiftlik evinde diri diri yakmış ve süngülemiş (İngilizler bu masalın filmini bile yaptılar.), bir başkasına göre uzun beyaz bir bulut gelmiş, taburun üzerine çökmüş ve onları almış gitmiş...

Bunların hepsi masaldır.

Bu Tabur kendince İngilizlerin gözde birliklerinden biridir. Ancak, yaptıkları yanlıştan dolayı birliklerimizin gerisine düşerler ve muharebeye girerler.

Kanlı muharebelerin sonunda Norfolk taburunun tamamı imha olur.

Savaş meydanında 300’e yakın ölü ve çok sayıda yaralı vardır.

Hatta içlerinden sağ kurtulanlar da vardır.

Sonraki yıllarda bu kişiler anılarını yazmışlar ve bu olayı doğrulamışlardır.

Buna rağmen bu tür yalanların uydurulması tarihe ihanettir.

 

Çanakkale Kara Muharebelerinin 106’ncı yılı anmalarında şehitlerimizi saygı ve şükranla anıyorum.

 

Kaynak: Genelkurmay Yayınları

               Turgut Özakman Diriliş, Çanakkale 1915

                Erol Mütercimler Gelibolu 1915

                Burhan Sayılır, Çanakkale Muharebelerinde 57.P. Alayı

                57.Alay, MSB Arşiv Müdürlüğü Yayınları

 

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

  • Naci Özgen | 25 Nisan 2021 01:12

    Eline ve yuregine sağlık komutanım????????

YAZARIN SON 5 YAZISI
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ