İhtilal Önlenebilir miydi? -

İhtilal Önlenebilir miydi?


13 Haziran 1960, Talat Aydemir

Şimdi aynı olayları Talat Aydemir’den dinleyelim.

“İhtilâl Var, Haber Yok! İhtilâlin hemen ertesi gün Alparslan Türkeş ’e, Sezai Okan ’a mektup yazdım. Tebriklerimi bildirdim.

Benim yazdığım mektuplarda kendilerinden istediğim hususlar şunlardı:

1. Hadiseler hakkında tafsilatlı bilgi.

 2. Muvaffakiyette komitemizin oynamış olduğu rol.

 3. Bütün Komite arkadaşlarımın son durumları.

 4. Mutasavver planlamalar nelerdir?

 5. Bu harekâtla birleşilen diğer bir komite olup olmadığı.

6. Benim durumumla ilgili ne düşündükleri. Arzumu da belirttim.   Bu muvaffakiyetten sonra Kore ’de bekleyip fazla duramayacağım. Bir an evvel tayyare ile anavatana aldırılmamı istedim.”

Daha önce İhtilalin iki hazırlayıcısı Dündar Seyhan ve Talat Aydemir’in Türkiye’de olmadığını yazmıştık.

 Buraya kadar Dündar Seyhan’ın anılarına yer verdik.

Talat Aydemir’in anılarında farklılıkları yazmaya devam edeceğiz.

Son yazdıklarımızda Kore’de İhtilali haber alan Talat Aydemir’in düşündüklerinden biri de kendisinin ne olacağı idi.

Şu yazılan mektuba bakarsanız kendisini İhtilalin lideri gibi görüyor ve adeta rapor istiyor.

Anılarına devam edelim.

Kadroda Soğukluk

Talat Aydemir döndüğünde kendisini karşılanmasından biraz rahatsız olur ve o da Dündar Seyhan gibi arkadaşları arasında bir kırgınlık olduğunu fark eder.

Devam edelim;

“Öğle yemeğini beraber Meclis ’te yedik, yemek salonunda Osman Köksal, Ekrem Acuner de vardı. Aynı masada oturuyorduk.

Osman Köksal, Türkeş ’in durumundan bahsediyordu. Ve bana dönerek

‘Talât hayatta bir tek hata yaptın. O da Türkeş’i içeriye soktun’ dedi.

Çünkü Türkeş’i komiteye ben Elazığ’dan yazıp teklif etmiştim. Ekrem de tasdik etti. Ben de kendilerine aynen şöyle söyledim:

 ‘Evet içeriye soktum, fakat ben Kore ’ye gittikten sonra siz aranızda, ona neden bu kadar fırsat verip sivrilttiniz, niye frenleyemediniz?’ dedim.

Ve şöyle bir şart koştum. ‘Yegâne endişeniz bu ise, ben onun hareketlerini frenlerim, olmazsa hayatım pahasına olsun ona bir çare bulurum.’ dedim. Ekrem Acuner güldü. Yalnız ben o anda her şeyi anlar gibi olmuştum. Hemen inceden inceye tetkike koyuldum. Türkeş’in Başvekâlete Müsteşarlığın (Ki Türkeş kendi anılarında Başbakan olduğunu söylüyor.) herkesi ürkütmeye başlamıştı.

Akşam üzeri Türkeş ile buluşacaktık. Başvekâlete gittim beni bekliyordu, odasında görüşüyorduk.

   Ortada bir Türkeş muamması vardı. Başvekâlet müsteşarı makamını işgal etmesi herkesi ürkütüyordu. Çünkü orada o her şeye hâkim durumdaydı. İlerisi için tehlikeli olarak görülüyordu. Onun için arkadaşlarla görüşmelerde onun oradan uzaklaştırılmasına karar verildi. Bu işi, Orgeneral Cemal Gürsel’e empoze etmek icap ediyordu. Bu vazifeyi Osman Köksal ile Sezai Okan üzerine aldı ve layıkıyla yaptılar. Nihayet Cemal Paşa Türkeş ’i değiştirmek için karar vermişti, o sırada bütün komite üyeleri de Anadolu ’da yapacakları gezi programına göre hazırlıklar yapıyorlardı.

Dündar Seyhan kızdı ve baklayı ağzından çıkardı. ‘Arkadaşlar komite ikiye ayrılmıştır. Bu iki grup bir gün gelecek birbirini temizleyecektir. Fakat şunu bilin ki kuvvet bizdedir, o halde bizler muvaffak olacağız. Bu şekilde hareket edilmediği takdirde başka çıkar yol yoktur.’ dedi. Halim ile ikimiz birbirimize bakıştık. ‘Bu fikirlerini hiçbir surette tasvip etmiyoruz.’ dedik. ‘İş eğer kuvvet gösterisine kaldıysa, değişebilir.’ dedik.

Böyle bir tehlikeli yola gidilmemesini kendisine anlattık.

Komite içerisinde daha birçok kimseler kararsız bir durumda idiler. Ne tarafa iltihak edeceklerini bilmiyorlar veya durumdan layıkıyla haberdar değildiler. Onları aydınlatmak gerekiyordu. Komite içindeki kulis faaliyetleri bu şekle döndürüldü. Netice itibariyle birkaç arkadaş daha aydınlanmış oldu. Bu vaziyette; ekseriyet sağlandığı sırada Osman Köksal tarafından bir teklif hazırlanarak komiteye getirilmesi kararlaştırıldı. Bu da Türkeş ’in müsteşarlıktan ayrılıp, komiteye dönmesi idi. Osman’ın bunu üzerine almasının sebebi vardı. Çünkü Osman bir gece Türkeş ’in Başvekâletteki odasında bir hadiseye şahit olmuştu.

Türkeş, Orhan Kabibay, Dündar Taşer, Dündar Seyhan konuşurlarken içeriye girmiş. Çok hararetli bir mevzuu imiş, o da hazırlanan plan, yeni fikirlerine yatmayan insanları nasıl ekarte edecekleri, hakkındaydı. Türkeş ‘Arkadaşlar buraya otuz sekiz kişi geldik. Otuz sekiz kişi gideriz. Benim başka bir şeye aklım ermez.’ demiş.

Komite Üyelerinin Ziyaret ve Toplantıları O günlerde komite üyelerinden ziyaretime gelenler sıklaşmaya başladı. Yine bir gün Alparslan Türkeş geldi. ‘Bu gidişat iyi değil Talât, artık buna bir çare bulalım’ dedi. ‘Eski arkadaşlar bir araya gelip toplanalım ve karar alalım’ dedim. O anda telefonla Halim Menteş’i çağırdım. Benim odada üçümüz uzun boylu tartıştık. Netice itibariyle, Halim ve ben her ikimiz kendisine açıkça şunu bildirdik: ‘Komite üyeleri bugün Silahlı Kuvvetleri temsil etmek üzere orada bulunmaktadır. Millet bizi öyle biliyor. Siz aranızda bölünmek suretiyle bunun bulaşmasını orduya kadar uzatmakla orduyu ikiye parçalamaya hakkınız yoktur.’ dedik. ‘Onun için bu ana gaye uğrunda basit planlardan vazgeçip, fikir ayrılığı olan hususlarda karşı karşıya gelip gayet samimi olarak anlaşmamızdan başka çare yoktur.’, dedik. ‘Yoksa komitenin ikiye ayrılmış şekli ile birbirimizin hayatını dahi ortadan kaldıracak planlar hazırlamak, hudut harici etmeyi düşünmek sizlere bir şey kazandırmaz, memleketi felakete sürüklersiniz. Biz hiçbir zaman fikirlerinizi destekleyemeyiz ve yardımcı olamayız.’ dedik.

Bunun üzerine epey tartışıldı. Biz kurucu Meclis ’in bir an evvel kurulmasını, komite üyelerinin Kurucu Meclis dışında kalmalarını, MBK ’sinin yeni bir siyasî parti kurmamasını, siyasî hayata atılmak isteyenler varsa MBK üyeliğinden ayrılarak yeni bir parti kurmasını veya partilere iltihak etmelerinin uygun olacağı tezini savunduk.

Alparslan Türkeş de ‘Öyle olsun, ne yapalım’ dedi. Onun üzerine biz de bu işleri gayet açık olarak fikir ayrılığı olan iki cephe bir araya gelerek konuşulsun, kartlar açılsın, her iki taraf birbirini ikna etmeye çalışsın dedik. İcap ederse toplantılarınızda biz de bulunalım dedik. ‘Peki’ diye razı oldu. Bir veya iki gün sonra Muhafız Alayında toplanıldı. Bizler katılmadık, ama orada görüşülenlerden haberdar olduk.

 Toplantıda Osman Köksal, Sezai Okan, Mucip Ataklı, Sami Küçük, Türkeş, Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı, Muzaffer Özdağ bulunmuşlar. Herkes gayet serbest olarak konuşmuş. Birbirleri hakkında tasarladıkları planları dahi söylemiş, gizli bir şey kalmamış. Bazı noktalarda birbirlerine hücum etmişler, neticede bir anlaşmaya vararak, komitede Heyeti Umumiye ile bir toplantı yapmaya karar vermişler. Bize öyle bildirdiler. Nitekim, iki üç gün sonra Komiteden yirmi dört kişinin iştirak ettiği bir toplantıda fikir konusundaki anlaşmazlıklar gece yarısı saat 03.00 ’e kadar münakaşa edilmek üzere bir karara bağlanmış ve anlaşmaya varılmış, hatta şimdiki idarenin “Referanduma” arz edilme işi de karar altına alınmış.

O sabah, Osman Köksal, Sezai Okan bana telefon ederek bu durumu bildirdiler. Sonra Okula (Harp Okulu) da geldiler, görüştük. O günkü durumdan sonra da tutumun nasıl olacağını planlamak üzere de altı kişilik bir planlama grubu seçmişlerdi.

 Bu planlama grubuna Mucip Ataklı, Kadri Kaplan, Alparslan Türkeş, Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı, Sezai Okan seçilmişti. O akşam bu şekilde karar alınmasına rağmen bu planlama grubu hiçbir zaman toplanıp tam bir planlamaya geçilemedi. Çünkü her defasında bir bahane ile karşı taraf toplantılara katılmamış. Eskiden olduğu gibi Türkeş Grubunun gizli toplantılar yapmaya başladıkları haber alındı. Aynı zamanda eski huylarından da vazgeçmedikleri kati olarak öğrenilince 13 Kasım 1960 harekâtının yapılmasına karar verildiğini sonradan anladık.

Uzun görüşmelerden sonra isimler üzerinde durularak netice Cemal Gürsel ’e bildirilmiş, o da kati kararını vererek “Ne yapacaksanız yapın, elinizi çabuk tutunuz” demiş.”.

On dörtler Olayı 13 Kasım 1960.

“Bu sabah saat 8.00 ’de Alparslan Türkeş okula geldi gene, telaşlı bir hali vardı.

Bana artık komitenin işe yaramaz hale geldiğini, lağvedilmesi icap ettiğini ve yeni seçimlere gidilmesi için çare düşünelim dedi ve ilave etti; artık ikinci büyük tarihi kararın verilmesinin lazım olduğunu söyledi. Ben de kendisini ikna etmeye çalıştım. Kanaatimi tekrarladım. Yekvücut bir komite haline gelmeden hiçbir işin düzelemeyeceğini, bunun için ne yapıp yapıp, anlaşma yapılmasının uygun olacağını teklif ettim. ‘Bu hususu geciktirmeyin.’ dedim. ‘Peki biz hazırız öyle ise.’ dedi. ‘Sonra gel görüşelim, seni öğleden sonra evde bekleyeceğim’ dedim. Bu sırada telefon çaldı, Kurmay Albay Halim Menteş benimle görüşmeyi arzu ettiğini söylüyordu. Hay hay, dedim. ‘Bak Alparslan Türkeş de yanımda, gel istersen burada görüşelim.’ dedim. ‘Hayır, ben seni evde bekliyorum, acele gel.’ dedi( Bu arada Türkeş baskılar karşısında Başbakanlıktaki görevini bırakmış ve MBK ’sine dönmüştü. d. k.).

Ben derhal Menteş ’e gittim. Emanullah Çelebi ile beni evlerinin önünde bekliyorlardı. Araba değiştirerek Halim Menteş ’in arabasına bindim. Arabada üçümüz vardık. Jandarma Okulunun önüne doğru gelirken Halim arabayı durdurdu. Bana dönerek ‘Talât eskiden ettiğimiz yemini hatırla ve içinden tekrar et, sana ikinci tarihi kararı bildireceğim.’ dedi ve verilen kararı açıkladı. ‘Artık komite içinde tam bir vahdet teşkil etmeye imkân yok. Netice daha kötüye gitmeden anlaşamadığımız arkadaşları komiteden ayırarak uzaklaştırmaya karar verdik. Bunlar emekliye sevk edilerek yurtdışına çıkarılacak ve bu harekât bu gece sabaha karşı tatbik edilecek.’ dedi. Ben de derhal kabul ettim. Bana uzaklaştırılacakların listesini okudu. Dokuz kişi idi. Fakat o gece on dörde yükseldiğini, ertesi gün Cemal Madanoğlu’ndan emir alınca öğrendim. Halim bana 13 Kasım günü sabahı saat 06.00 ’da okulda bulunmamı söyledi. Ayrıldık. Okula geldim hiç kimseye haber vermedim.

…Sessiz İhtilâl Başladı 13 Kasım 1960 Saat 05.30 ’da evin kapısı çalındı. Baktım bir deniz kurmay binbaşısı, elinde Korg. Cemal Madanoğlu’nun kartını göstererek, beni Ankara Kumandanlığında beklediğini bildiriyordu.

…Emir Verildi Cemal Madanoğlu bize emri tebliğ etti. Kısaca şu idi:

1. Komiteden bazı arkadaşların ihracını sağlayan kararı bu sabah 07.00 ’de tatbik edeceğiz. Herkesin kıtası başına giderek herhangi bir harekâta karşı bulunması için hazır olsun, dedi.

 2. Tatbik edilecek planın ana hatlarını söyledi. O da kısaca şu idi:

    a. Komiteden çıkarılacak arkadaşların hepsine 07.00 ’de tebligat yapılacaktı. Bunu emniyetten iki sivil polis yapacaktı. Her birine ikişer memur ayrılmıştı.

    b. Tebliğ zarfını bir sivil memur kapıları çalıp verecek, diğer memur evin önünde bekleyecekti.

    c. Zarfın içinde şu yazılı idi…

(Ben Gürsel Paşa imzalı Alpaslan Türkeş’e yollanan emri koyacağım);

Sayın Bay Alparslan TÜRKEŞ

ANKARA

13Kasım 1960

1.Türk Silahlı Kuvvetleri adına millete verilen sözün yerine getirilmesinde uğranılan aksaklıklar ve güçlükler karşısında, vaki istek üzerine Milli Birlik Komitesini feshetmiş bulunuyorum.

2.Başarmış olduğunuz yüksek hizmete layık bir şekilde size verilecek olan dış görevi beklemenizi, bu müddet içerisinde memleketin ve şahsınızın menfaati bakımından evinizden dışarı çıkmamanızı ve ziyaretçi kabul etmemenizi, aksi taktirde hakkınızda 6 ve 25 numaralı Kanun hükümlerinin tatbik edileceğini ve bugünden (13 Kasım 1960) itibaren emekliliğe sevk edilmiş bulunduğunuzu bildiririm.

Cemal GÜRSEL

Orgeneral Devlet Başkanı ve

Silahlı Kuvvetler Başkumandanı

Ve Genç Subaylar Efsanesi…

Kaç gündür yazdıklarımıza dikkat ederseniz 27 Mayıs İhtilalinin yönetici kadrosunda General yok. Varsa bile, bunlar İhtilali yapanların atadıkları kişilerdir. Birçoğu, İhtilal sonrası (255 kişiden 237 kişi.) emekli edildi. Bunların yanında 5000 civarında subay da emekli edildi.

Genç subaylar denilince teğmen üsteğmen akla gelmesin albay ve daha aşağı rütbede olanlar (General dışında kalanlar.) bu tanımın içine giriyor.

Bu Osmanlıdan kalma bir kavramdır.

Abdülhamid’e karşı ayaklanıp dağa çıkanlar Yzb. Resneli Niyazi’dir, Kur. Bnb. Enver’dir.

Tabi, bu böyle devam edemezdi. Bir müddet sonra üst rütbedekiler ki bunlar general ağırlıklılardı, Silahlı Kuvvetler Birliği adı altında bir birlik kurdular ki ön planda yine “Albaylar Cuntası” diye adlandırılan Talat Aydemir’in başı çektiği albaylar vardı…

Yani, bir daha keser dönmüş sap dönmüştü. Bu, “Genç Subaylar” Generalleri hiçe sayarak iki de bir ayaklanacaklar mıydı? Bunlar generallerden destek almadan hükümeti devirmişlerdi, kendilerine de aynı şeyi yapamazlar mıydı?

62 ve 63 yıllarında iki başarısız girişimleri olmuştu.

Bu gidiş Ordunun Hiyerarşik yapısını alt üst etmişti.

Buna bir çare bulunmalıydı.

Ve Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay hemen Silahlı Kuvvetler Birliğine sahip çıktı ve yayınladığı bir emirle herkesi Birliğe çağırdı.

Bir yerde bu Birliği yasal hale getirmiş oluyordu.

O Generaller süreç içinde kendilerine yapılanları unutmadılar. Birbirlerine vasiyet eder gibi “Ağır olun, astlarınıza yüz vermeyin, zor imza veren komutan olun.” dediler. Hatta, bu işe akademiden başladılar.

Bırakın sınıf subayları, kendi aralarında bile küçük paşa, büyük paşa diye ayrıldılar.

Dolayısıyla astları olan generalleri ve özellikle sınıf subaylarını öylesine yıldırdılar ki adeta imtiyazlı bir sınıf haline geldiler ve kimse inisiyatif kullanamaz oldu.

Ancak, Türk Ordusunun hiyerarşik yapısı da korundu.

İhtilal Önlenebilir miydi?

Bu kısımda ihtilal nasıl önlenirdi veya önlenebilir miydi, görüşelim.

İstanbul’da Beyazıt Meydanında bulunan askerlerin öğrenci ve halkla ilişkisi, 555K olayı, 21 Mayıs’ta Harbiyelilerin yürüyüşü bu işin sona doğru gittiğini gösteriyordu.

Bu kargaşa ortamına son vermek mümkün mü idi?

O günlerde Celal Bayar, bu konuda düşüncelerini almak üzere Üniversitenin hocalarından Ali Fuat Başgil’i yemeğe davet etti.

Yemekte Menderes ve bazı bakanlar da vardı.

Başgil: “Komisyon kurmak mümkün, Yetki Kanunu yanlış”

Başgil Celal Bayar’ın “Ne yapmamız gerekir?” diye sorusu üzerine;

Son derece ihtiyatlı davranmanızı tavsiye ederim, sayın Reisicumhur.

Önce, Anayasa'ya tamamen uymadığına göre, Salahiyet Kanunu’nun hükümlerini tatbik etmemelisiniz. Bu bakımdan tekrar gözden geçirilmesi için kanunu derhal Meclis’e geri göndermelisiniz.

Bilhassa gençliğe karşı çok sert tedbirlere başvurmamalısınız.

(Bayar’ın cevabı):

- Ben hiçbir şekilde bu görüşe katılmıyorum. Bilakis son derece sert davranmak ve tahrikçileri numune-i imtisal (ders alınacak örnek) olmak üzere cezalandırmak lazımdır. Hükümet makamlarının çalışma tarzı şimdi böyle olmalıdır.”.

Bunun üzerine Başgil devam eder;

“…Bir rejimin kendini ayakta tutması ve karşılaştığı güçlükleri yenmesi için sahip olduğu tedbirlerden kuvvete müracaatı en son a bırakmalıdır. Bu hale düşmeden, size teklif edeceğim hal tarzı şudur: Her şeyden önce, Menderes Kabinesi derhal istifa etmelidir. Bundan sonra, mümkün olduğu oranda, muhalefete de birkaç bakanlık vererek, Meclis’teki mutedil şahsiyetlerden yeni bir kabine kurmalıdır. Böylece, bir nevi koalisyon kabinesi, daha doğrusu milli birlik kurulmuş olacaktır. Bu yeni hükümet, kendisinden öncekinin takip ettiği politikayı bir yana bırakarak tam bir serbesti içinde kararlar alacak ve Meclis’e, Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilen kanunların, bilhassa Salahiyetler Kanunu’nun tadilini teklif edebilecektir. Bu şekilde hareket edilince, artık muhalefet, hükümeti itham etmek için bir bahane bulamayacak ve siyasi tansiyon düşecektir.”.

Bayar: “Öyle şey olmaz.”, Menderes: “Ben istifa ederim...”

Celal Bayar bu teklife şiddetle karşı koydu:

“Bu şekilde hareket bir zaaf alameti olur ve rakiplerimizi cesaretlendirmekten başka bir netice doğurmaz.”.

Menderes araya girer;

“Eğer, bu buhranın sebebi benim şahsım ise hiç tereddütsüz derhal istifa eder ve yerimi arkadaşlarımdan birine terk ederim.”.

Başgi’e göre, Başvekil onun bu tekliflerini Reisicumhurdan daha anlayışlı ve daha soğukkanlı olarak karşılamıştı.

Özetle, Başgil, “Menderes istifa etsin. Siyasi gerginlik azalır. Durum yavaş yavaş normale döner” demiş.

Bunu Menderes kabul etmiş ama, Bayar şiddetle reddetmiş.

Bu işin özetidir…

Ocak ayında İlker Başbuğ Paşa” Seçim olsaydı, ihtilal olmazdı.” gibi bir cümle kurdu. Şimdi, soruşturma açıldı zannedersem.

Halbuki o cümle Başbuğ’a ait değil.

Şevket Süreyya’dan bir anı aktarayım buraya; “Ben, bu ihtilali yapanların en etkililerine, en başta söz sahibi olanlarına şunu çok defa ve ısrarla sormuşumdur:

- Eğer o son günlerde, Menderes istifa edip Kabine değişseydi, gene ihtilale gider miydiniz?

- Hayır! Buna lüzum kalmazdı. Hiç değilse bir bekleme devresine girerdik. Böylece de ihtilal, belki de hiç olmazdı!”.

Sonuç:

Bundan sonra, İsmet İnönü hükümetleri, hükümetle beraber ordu içinde komutanlardan memnun olmama ve 27 Mayıs amacına ulaşmamıştır diyen Albay Talat Aydemir ve onun teşebbüsleri konusu var ki ayrı bir konudur.

Bir ihtilal düşünün ki 8 ay sonra daha seçim kanunu ve meclis bile ortada yokken 6 siyasi parti kurulmuş; AP, YTP ve TİP de bunların içindedir…Üstelik DP’nin Kurucu Başkanlığına da emekli edilen Genelkurmay Başkanı getirilmiş, Devlet Başkanının önerisi ile.

Halbuki ihtilal öncesi Alpaslan Türkeş ne demişti Sami Küçük albaya;

“Geri kalmış ülkelerin hızla kalkınması gerekmektedir ve bu demokratik idareyle mümkün değildir, memleketi oy hesabına düşen politikacılara bırakamayız”.

Biraz sonra Türkeş’in başka bir anısını da koyacağım…

İhtilal sonrası devrik Cumhurbaşkanı, Başbakan, milletvekilleri; general ve subaylar; polisler, üst düzey Bürokratlar olmak üzere onlarca kişi Yassıada’ya konuldu.

Orada görev yapan ve anılarından faydalandığım komutanın (Celal Bayar’ın yanında görülen iki subaydan biri, bana da komutanlık yapmıştı.) ifadelerine göre orada ölenler olmuş. Orda doğum yapanlar olmuş ama neticede orası cezaevi, bazı ufak tefek olayların dışında olay olmamış. Kavga olmuş, milletvekilinin yüzü gözü şişmiş ama kavga eden subay da aynı duruma düşmüş.

Hele hele o Menderes’e yapılan Basur muayenesi için “Olması mümkün değil, çünkü, yalnız kalmadılar. Zaten doktor o karakterde biri değildi, en azından ona saygısızlıktır.” demiştir.

Ve en önemlisi Kuleli Askerî Lisesi öğrencileri (65 Mezunu ağabeylerimiz bilirler.) duruşmaları izlemek üzere her gün Yassıada’ya getirilmişlerdir.

Yassıada Komutanı Alb. Tarık Güryay sonradan Kuleli ’ye komutan olmuştur.

İhtilal sonrası ihtilalin lideri Alpaslan Türkeş’in tarihe not düşen bir anısını buraya aynen alacağım ve konuyu bitireceğim;

“Cemal Paşa, DP'lilerin çoğunu tanıyordu. 'Bunları ne yapsak.’, diye bana sordu.

Ben de dedim ki:

'Paşam, bunları İsviçre'ye gönderelim. Yurtiçinde, belki problem olur.'.

- İsviçre’ye, sadece Bakanları mı göndermeyi düşündünüz?

- Bakanlarla birlikte DP ileri gelenleri.

- Yani, milletvekilleri dahil değil mi?

- Hayır, parti ileri gelenleri.

Bunlara, orada tahsisat da verelim. Orada sefalete mahkûm olmasınlar.

Birisi, Cumhurbaşkanıdır. On sene Cumhurbaşkanlığı yapmıştır.

Birisi de on yıl Başbakanlık yapmış olan bir zattır. Bakanlık yapmışlardır.

Bakarız, 3-5 yıl sonra memleketin durumu sükunete erer, yatışır.

Onlar da tekrar memlekete dönebilirler. Bu yol, en selamet yol olur.

- Bir siyasi sürgün olarak, ama tüm masraftan Türkiye Cumhuriyeti

Devleti tarafından mı karşılanacak?

- Evet, karşılansın. Sefalete mahkûm edilmesinler.

Cemal Paşa, bu teklifimi çok beğendi. Böyle yapalım, dedi. Bunu Dışişleri Bakanına soralım, bir alttan alta İsviçre Hükümeti ile de temasa geçilsin, talimatım verdi.

Türkeş, bu konudaki gelişmeleri ayrıntılı bir şekilde anlatmayı sürdürüyordu:

Fakat, memleket için çok hayırlı olacak bu düşüncemizin hayali, fazla sürmedi. Konu, birkaç gün sonra Komite toplantısına getirilince, büyük fırtına koptu.

CHP ile sürekli iş birliği halinde olan üyelerden Ekrem Acuner; Fikret Kuytak, Sami Küçük ve Sezai Okan, karşıma dikildiler. Bu grup, Komite toplantısına girişim sırasında beni alaylı bir tavırla karşılıyor, içlerinden Sezai Okan, Sıtkı Ulay'a dönerek şunları söylüyordu:

'Paşam bak, bizim merhametli arkadaşımız geldi. Demokratları korumaya çalışırken, onların vatan haini olduklarını acaba hiç düşünmedi mi?'.

Sezai Okan'ın ardından Sami Küçük de şu sözlerle, bana sataşıyordu:

'Bunlar, buz gibi vatan haini. Vatan hainlerini dışarı göndermek, ne demek' Böyle iş olmaz! Onları, kesinlikle mahkemeye vereceğiz. Hırsızlıklarını, ihanetlerini, kanun eliyle cezalandıracağız.'

Buna benzer itirazlar devam etti. Sözlerim ve olumlu teklifim, vicdanları etkilemiyordu. Sonunda çoğunluk, eski iktidar mensuplarının yargılanmalarına karar verdi.

Cemal Paşa tarafından beğenilip, desteklenen teklifim ise suya düştü.”.

“Az gelişmiş ülkelerde kalkınmanın ancak diktatörce yönetimlerle olur.” diyen Türkeş’in bu düşüncesi ilginç değil mi?

Ve ben yıllarca hep şunu söyledim; evet, yukarıda İhtilalcilerin anılarını yazdık ve gerekçelerini okuduk, ama esas nedeni söylemediler diye düşünüyorum…

O da “Askerin sivil otoriteye olan kini…”.

O yıllarda MSB lığına bağlı olan Genelkurmay Başkanına yapılan muameleler (İsmet İnönü bir açıklamasında ‘Biz, Genelkurmay Başkanlarını bakanların koridorlarında gezmesinler diye Başbakana bağladık, demişti.), itilip kakılan ve hatta tokatlanan generaller, ben orduyu yedek subaylarla idare ederim edebiyatı, generale paltolarını tutturan Bakanlar…

Çocuk yaşlardan beri (11 yaşında.) Askerlik mesleğinin içinde ve 50-60 döneminin son yılında (1959-1960) askeri öğrenci olan biriyim.

Öğretmenlerimizden bazılarının zaman zaman yaptıkları konuşmalarını hatırlıyorum.

Örneğin; Menderes ve arkadaşlarının idam edildikleri sabah Tarih Öğretmenimiz Topçu Binbaşının (İsmini vermeyeyim.) konuşmasını unutmuyorum (Ki sık sık Ankara’ya gider ve dönüşünde MBK de olanları derste anlatırdı. Muhtemelen MBK ’sinin dışında kalanlardandı. Okul Komutanımızın SKB ‘i kurucularından olduğunu biliyorum.).

Bu öğretmenimiz, orta boylu, esmer; simsiyah bıyıklı idi. Külot pantolonu giyer, sınıfta ayaklarını kuvvetle yere basarak başı yukarda yürürken pırıl pırıl boyalı körüklü çizmeleri cızzt cızzt diye ses çıkarırdı.

Babacan bir adamdı ama çekinirdik kendisinden.

O gün derse başlamadan sağ elini yukarı doğru kaldırıp işaret parmağını aşağı doğru çevirerek elini sağa sola sallayıp şöyle demişti;

“İ... astık…Parmağı aşağıda, elini sallamaya devam ederek; işte böyle de sallandırdık…”.

Devamla;” Asamazlar, dediler ama, aha astık…15 kişiyi asacaktık ama ancak üç kişiyi asabildik…”.

Konuşma, uzayıp gitti.

13 Yaşındaydım bu cümleleri dinlerken ve unutmuyorum.

Bu binbaşıya bunları söyleten ne idi?

Adnan Menderes son seyahatinde Kütahya’ya indiğinde karşılayan subaylar tam Başbakan hizalarına geldiğinde bir subayın komutu gelir,

“Geriye dön!”.

Karşılamaya gelen bütün subaylar geri dönerler.

Bu bir şey anlatmıyor mu?

Ve en acısı da aç bir ordu…Çakmak Paşanın, “Benim subaylarım tayin bedeli ile çalışır, maaş gerekmez.” zihniyeti ile kötü hayat şartlarına itilmiş subaylar. Subay sadece ordusu için vardır. Onun için evi, çocukları hep ikinci planda kalmıştır.

“Subayın bir “Manevra Sandığı” vardır (Ki biz ona yetişemedik. Bu sandık çeyiz sandığı gibidir. Dik vaziyette kapağı açılında dolap olur ve içinde elbise askılığı, çekmeceleri, gözleri olan bir eşya idi. Subay’ın bütün eşyası bu kadar olmalıdır. Bizim nesiller yetişemedik ona.), onu kaptı mı her yere gider.”, derlerdi bizim eski komutanlarımız.

Çocuklarının geleceği endişesi. Kiralık ev bulamama.

Her gördüğü tayinde bir masa, bir sandalye ve bir yataktan olan eşyasını satarak gidiyor. Resmi elbise ile gezmeye utanır hale gelmişler.

Bir gazino veya lokantaya gidemeyen, gitseler bile bir gazoz söyleyip 3- 5 kişi beraber içen subaylar.

Bazen garson bile gelmez…

Bu nedenle adları “Gazozcuya” çıkmış subaylar.

Bırakın İstanbul’u, Erzurum’da geçinemeyiz, maaşımız kiraya yetmez diye bir köy, kasabaya tayin isteyen subaylar…

Ve bütün bunlara seyirci kalan sırtını ve geleceğini siyasetçilere bırakmış bir general sınıfı.

Ne diyor Mehmet Akif” Ders alınsaydı tekerrür mü ederdi tarih!”.

Yanılıyor muyum?

Kaynak: 

Altan Öymen, Ve İhtilal.

Dündar Seyhan, Gölgedeki Adam.

Talat Aydemir; Hatıratım.

Tarık Güryay, Bir İktidar Yargılanıyor.

Salih Acarel, Akide Şekeri Harekâtı.

Nesrin Turhan, İhtilalin Süvarisi.

Şevket S. Aydemir, İkinci Adam III. Cilt.

Hulusi Turgut, Zoraki Diplomat.

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
29Haz
15Haz

Atatürk ve Suikast Girişimleri

10Haz

İhtilal Önlenebilir miydi?

06Haz

VE İHTİLAL SONRASI GELİŞMELER...

30May

27 Mayıs ve sonrası

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ