İŞGALDE FENERBAHÇE-İNGİLTERE KARMASI MAÇI


 

İŞGALDE FENERBAHÇE-İNGİLTERE KARMASI MAÇI!

  GENERAL HARRINGTON'un gazetelerde yer alan bir açıklaması bezgin halkta bir canlılık yarattı. İstanbul'daki İngiliz birliklerinin futbol takımları arasında yapılan bir turnuvada ilk üç sıraya giren takımlar belli olmuştu: Irish Guards, Grenadiers Guards ve Goldstream Guards. Bu üç takımdan bir karma oluşturulmuştu: Guard'lar karması. 

  General Harrington, oluşturulan bu karmanın bir Türk takımıyla maç yapmak istediğini açıklamıştı. Kazanan takımı gümüş bir kupayla ödüllendirecekti. Türk takımlarının başvurusu bekleniyordu.

  Bu açıklama Türk takımlarına bir çeşit meydan okuma olarak kabul edildi. 

General Harrington'un bu takımın Fenerbahçe olmasını istediği söylentisi yayıldı. Fenerbahçe iki-üç yıldır İngiliz takımlarıyla birçok maç yapmış, çoğunda galip gelmiş, işgal altındaki halkı mutlu etmişti. 

Söylentiye göre General bu acar takımı giderayak yenerek Türklere hadlerini bildirmek istiyordu. 

 İşgal Orduları Başkomutanlığının, Fenerbahçe kulübüne karşı özel bir kini de vardı, çünkü, düşman açısından “hayli zararlı” faaliyetlerde de bulunuyordu.

Bu durumu kısaca özetleyelim,sonra maça döneriz:

Türk takımları işgalci ekiplerle 5 yılda toplam 80 maç yaptı. Bu maçların 50'sini Fenerbahçe oynadı. Yani mütareke ve işgal İstanbul'unda Türk futbolu deyince ilk akla gelen Kadıköy'ün Fenerbahçe'siydi. Sarı-lacivertli gençler, düşman donanmasının Boğazda görülmesinden tam 11 gün sonra ilk kez 24 Kasım'da dikildi Fransızların karşısına... Kadıköy'deki ilk maç 3-1 Fenerbahçe'nin üstünlüğüyle sonuçlanırken 5 yıl boyunca 50 maç sürecek maraton da başlamış oluyordu. Fenerbahçe 8 Aralık 1918'den, 11 Şubat 1923'e kadar ne İngilizlere ne Fransızlara ne de İskoçlara hiç yenilmedi ve 26 maçlık bir galibiyet serisi yakaladı. 31 maç üst üste hiç kaybetmedi. 51 ay boyunca, Taksim'de, Kadıköy'de ve Bakırköy'de İstanbulluların yüzünü hep o güldürdü. Özellikle de Pera'nın(Beyoğlu) hemen yanı başındaki Taksim'deki maçların havası başka oluyordu. Galibiyetin ardından soluğu Pera'da alan Fener tutkunları, caddeden belki zafer naralarıyla geçemiyorlardı ama gülen yüzleriyle bin bir türlü nispet yapıyorlardı, müttefik destekçilerine... 

   Fenerbahçe'nin müttefiklerle mücadelesi yeşil sahalarla sınırlı değildi. Sarı-

Lacivertli futbolcuların büyük bir bölümü, İstanbul'dan Anadolu'ya silah kaçırılmasında da etkin bir rol oynuyordu. Müttefikler, 16 Mart'ta İstanbul'u fiilen işgal ettiler. Meclis'i kapattılar. Milletvekillerini Malta'ya sürgüne gönderdiler. Akdeniz'in bu büyük adasına sürülenler arasında dönemin Fenerbahçe kulüp başkanı Sabri Bey de (Toprak) vardı. Fenerbahçe'nin gizliden gizliye yürüttüğü mücadele, artık işgal kuvvetleri komutanı General Harrington'un da dikkatini çekmişti. Aslında Harrington pek de haksız değildi. Fenerliler, Osmanlı Ordusu'na ait silahların müttefik cephaneliklerinden çalınmasına yardımcı oluyor. Bu silahların bir bölümünü Kuşdili'ndeki kulüp binasına götürüyor. Gece ortalık sakinleştiğinde kaçırılan silahları küçük teknelerle Dereağzı'ndan Gebze'ye geçiriyorlardı. Bu sevkiyatı dönemin en tanınan futbolcularından Askeri Tıbbiyeli Yavuz İsmet'in (Uluğ) kızı Zeynep Eraybar şöyle aktarıyor: "İngilizler, Tıbbiye 'den öğrencilerin Anadolu'ya silah kaçırdığını haber alıyor ve Tıbbiye 'ye baskın düzenliyorlar. Arama sırasında kilitli bir odayı keşfedip açılmasını istiyorlar. Görevli öğrenci kapalı odada röntgen filmleri olduğunu söyleyerek, 'Filmler yanar, mesuliyeti üzerinize alacaksanız girin' diyor. İngilizler bu riske girmek istemiyor ve gidiyorlar. O gece Tıbbiyeli öğrenciler ve Fenerbahçeli sporcular silahları, Anadolu'ya geçirilmek üzere İngilizlerin röntgen odası sandıkları odadan alarak Fenerbahçe kulübüne götürüyorlar.".

  Ancak asıl bardağı taşıran damla 6 Temmuz 1921'deki Pera (Beyoğlu) maçı oldu. Pera İstanbullu Rumların en gözde takımıydı. Kadıköy'deki maç için yüzlerce Rum, Fenerbahçe'nin Union Kulüp sahasına (Papazın çayırı, bugünkü Şükrü Saraçoğlu stadı) aktı. 

Fenerbahçe'nin üstün oynadığı maçın son dakikasına Sarı-Lacivertlilerin 4-1 galibiyetiyle girildi. Ve ne olduysa bundan sonra oldu. Galeyana gelen bir Rum seyirci sahaya girerek Fenerbahçeli futbolcu Yavuz İsmet Bey'e saldırdı. Bunun üzerine Vefalı Sudi Bey'in de aralarında bulunduğu bir grup Türk sahaya indi. Ve ortalık karıştı. Maç tatil edildi. Polis tarafından aranan Sudi Bey ve beş Fenerbahçeli futbolcu Anadolu'ya geçti. Kaleci Kenan, bek Nahit, haf Kamil, forvet Ethem ve solaçık Refik, Milli Mücadele'de subay olarak görevlendirildiler. 

Beş futbolcusunun Anadolu'ya geçmesinin ardından Sarı-Lacivertlilerin Millî Mücadele'ye verdiği destek artık tescillenmişti. General Harrington, duruma müdahale etmekte gecikmedi. Ona göre Fenerbahçe, İttihat Terakki'nin bir şubesiydi, müttefiklere düşmanca hisler besliyordu; Anadolu'ya silah, cephane ve insan sevkiyatı yapıyordu. 

   Fenerbahçe kulübünün bu “zararlı(!) faaliyeti” İşgal Orduları Başkomutanlığı tarafından haber alınmış, ancak bunun farkına varan Fenerbahçeliler kayıkhaneyi derhal boşaltarak ellerinde bulunan cephaneyi çevredeki üye ve sporcu evlerine taşımışlardı. Kulübü basan işgal kuvvetleri birlikleri ortada delil bulamamışlardı. Ancak yine de Başkomutanlık tarafından Fenerbahçe kulübüne süngülü bir müfreze bırakılmış ve Fenerbahçe kulüp binası haftalarca işgal altında tutulmuştu.

 

   Fenerbahçe'nin sportif faaliyetleri durduruldu. Kulüp 70 gün boyunca kapatıldı. Ancak özellikle Kadıköy halkının buna gösterdiği tepki sonuç verdi. Kulübün kapısındaki mühür 70 gün sonra söküldü.

 

    Maça gelelim:

   Fenerbahçe Kulübü vakit geçirmeden generalin bu açıklamasına yanıt verdi maça hazırdı.

   Fenerbahçe İngiliz karacılarının ve denizcilerinin futbol takımlarını iyi tanır, bütün oyuncularını bilirdi. Hepsiyle karşılaşmıştı. Karma takımın da Fenerbahçe'yi yenmesi olasılığı yoktu. Yöneticiler de oyuncular da böyle düşünüyorlardı. 

  Harrington bu kararı yeni vermemiş, bir ay önce düşünmüş, Mısır ve Malta'da askerliğini yapan dört profesyonel futbolcuyu gizlice İstanbul'a getirmişti. Bu dört futbolcu İngiliz birinci liginde oynayan ünlü Chelsa takımındandı. 

   Galatasaray Kulübü yöneticileri Fenerbahçe yöneticilerini ziyaret ettiler. Yenilmek olmazdı. Hele bu sırada. "Ya da biz de karma bir takım çıkaralım." dediler. “Ya da Aslan Nihat gibi bir, iki oyuncumuzu alın; daha güçlü olun,yenin bu İngiliz karmasını!".

   Fenerbahçeliler, Galatasaray yöneticilerini kucaklayıp öptüler:  

   "Çok teşekkür ederiz. Takım şu anda çok iyi. Merak etmeyin, İngilizleri yenecek güçteyiz. Bu dostluğunuzu asla unutmayacağız." 

   Maç tarihi ilan edildi: 

   29 Haziran 1923 Cuma. Saat 15.00. 

   Yer: Taksim stadı.

   İstanbul her konuyu unutup bu maça kilitlendi.

 

  29 HAZİRAN günü İstanbul Taksime yürüyordu. Herkes ümitli, neşeliydi. 

    Fenerli gençler Köprüde vapurdan inmiş, ellerinde Türk ve Fener bayrakları ile Karaköy-Tepebaşı yoluyla bugünkü İstiklal Caddesi'ne çıkmışlardı. 

   Burada Fenerlilere Galatasaray Lisesi'nin bahçesinde toplanmış olan Galatasaraylı gençler katıldı. Bunlar da Türk ve Galatasaray bayrakları taşıyorlardı. Kucaklaşarak, selamlaşarak Taksim'e doğru yürüdüler. Taksim meydanına çıkınca, Gümüşsuyu yoluyla gelen Beşiktaşlı gençlerle karşılaşıp karıştılar. Onların da ellerinde Türk ve Beşiktaş bayrakları vardı. 

  Millî Mücadele marşlarını söyleyerek Taksim stadına yürüdüler. Taksim stadına yürüyen halk bu dayanışmayı görünce durdu, gençleri alkışlamaya başladı. 

   Bu tarihe kadar hiçbir spor alanında milli bir maç yapılmamıştı. Dünyadan ve çağdan kopuk bir toplumduk. Bu dayanışma, birliktelik, heyecan maça bir milli karşılaşma havası vermişti. 

   Taksim stadının ahşap tribünü şimdiden dolmuş gibiydi. Stadın bir yanına da iskemleler, koltuklar dizilmişti. İstanbul terbiyesi gereği koltuklar gelen hanımlara veriliyor, erkekler ayağa kalkıyorlardı. Kadınların çokluğu dikkati çekiyordu. Hepsi sıkma başlı, mantoluydu. 

   Sahanın karşı yanında da Rum ve Ermeni seyirciler toplanmıştı. Onların İngilizleri destekleyecekleri anlaşılıyordu. 

   Taksim stadı hiç bu kadar kalabalık olmamıştı. Aralarında bugüne kadar hiç futbol maçına gelmemiş beyler ve hanımlar da vardı.

    Saat 15.00'e yaklaşırken Türk, İngiliz, Fransız ve İtalyan yöneticiler, komutanlar tribünde yerlerini aldılar. Harrington kupası tribünün önüne konulan bir sehpaya yerleştirildi. Seksen santim boyundaki kupa pırıl pırıl parlıyordu. 

...

   Bugün Lozan'da görüşme yoktu. Görüşmelere iki gün ara verilmişti. Müttefik delegeleri hükümetlerinden talimat beklediklerini söylemişlerdi. 

    Lozan’da böyle ara günler kulis çalışmaları ve haber toplamak için yararlı günlerdi. Türk Kurulunun danışman ve uzmanları, Müttefik görevlilerinin bulunduğu yerlere dağılmışlardı. Ürkütücü bir bilgi ile karşılaştılar: Fransızların, faizler altın ile ödenmezse İstanbul'u boşaltmamayı, işgali sürdürmeye karar verdiklerini öğrendiler. 

   Altınla ödeme ölüm, işgalin devamı savaş demekti. İki ucu da felaket olan bir ikilemdi bu. 

...

   Taksim stadında heyecan doruktaydı. Maçın başlamasına beş dakika kalmıştı.

   Bir İngiliz’den Chelsea’lı dört profesyonel futbolcunun karmada oynayacağını öğrenen bir Fenerli aldığı bilgiyi yanındakilerle paylaştı. Bilgi kulaktan kulağa yayıldı. Bazılarını kaygı sardı.

İşgalcilerin ve azınlıkların alkışları arasında İngiliz takımı sahaya çıktı. Diri, kendinden emin, rahat bir görünümleri vardı. Seyircileri selamladılar. Sahaya yayılarak ısınmaya başladılar. İngiliz takımlarını bilen seyirciler dört yeni oyuncunun varlığını fark ettiler. 

   Kimdi bunlar?

   Birden gök gürler gibi bir uğultu koptu. Fener takımı görünmüştü. Sarı üzerine lacivert çubuklu formaları ile on bir Fenerli, başta kaptan Hasan Kâmil Sporel, koşarak sahaya girdi. Seyircileri selamladılar. Onlar da ısınmaya çalışarak sahaya yayıldılar. 

   Fener şu on birle sahaya çıkmıştı: Sekip Kulaksızoğlu, Hasan Kâmil Sporel, Cafer Çağatay, Kadri, İsmet, Fahir, Sabih, Alaeddin Baydar, Zeki Rıza Sporel, Ömer Tanyeri, Bedri Gürsoy. 

   Saat tam 15.00'ti. 

   Hakem seyircilerin alkışları ile maçı başlattı. 

   İngilizler kesin kazanmak için oynuyorlardı. Sert hatta kırıcıydılar. Fener daha sakindi. Birinci devre karşılıklı akınlarla geçiyor, seyirciler hop oturup hop kalkıyorlardı. 

   Alışılmamış kalabalık, kazanma zorunluğu Fenerlileri olumsuz etkilemiş gibiydi. Bir tutuklukları vardı. Devrenin sonuna doğru İngilizler bir gol attılar. Türkler donup kaldı. İngilizleri tutanlar coştu. Devre İngilizlerin üstünlüğü ile kapandı.

   İkinci devre kadın erkek Türk seyircilerin kulakları sağır eden haykırışları ile başladı: "Haydi aslanlar!".

 Fener takımı ikinci devreye fırtına gibi başladı. Devre arasında moral depoladıkları, İngiliz karmasını doğru değerlendirdikleri anlaşılıyordu. Koşmuyor uçuyorlardı sanki. Seyirciler bayrakları sallamaya başladılar. Stad, tutuşmuş gibi oldu. 

   60. dakikada Zeki Rıza tutulmaz bir şutla eşitliği sağladı. Gol Fener takımını da, seyircileri de daha coşturdu. İngiliz karması bocalamaya başladı. 

   Sonra o harika dakika geldi. 74. dakika. 

  Zeki Rıza topu biraz sürdü, karşısına çıkan İngiliz’i çalımladı ve General Harrington'un hayalini çökerten şutu attı. Top mermi hızıyla uçup ağları havalandırdı. Kaleci topu görememişti bile. 

Binlerce ağızdan top patlar gibi bir haykırış yükseldi: 

  "Gooooooooool!".

  Taksim yıkılıyordu… 

   Maç Fenerbahçe'nin baskısı altında sona erdi. 

   Fenerbahçeli futbolcular, ellerinde General Harington Kupası olduğu halde seyircilerin omuzları üzerinde stattan çıkarılmışlar ve Beyoğlu caddelerinde, büyük sevgi gösterileri arasında dolaştırılmışlardı.

Bu galibiyet, milli bir zafer etkisi uyandırmıştı.

...

   Lozan’da İsmet Paşa akşam yemek yerken İstanbul'dan Fenerbahçe'nin İngiliz karmasını yendiği, Harrington kupasını kazandığı haberi geldi. 

Haber Türk Kurulunu havalara uçurdu. 

Fenerbahçe takımını anında telgrafla kutladı: "Kurulumuz adına hepinizi sevinçlerle kutlar, gözlerinizden öperim"

Şimdi Müttefikler karmasını yenmek sırası kendilerindeydi...

 

Kaynak: Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler.

               Fenerbahçe.org, Ana sayfa, Tarihçe

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
29Haz
15Haz

Atatürk ve Suikast Girişimleri

10Haz

İhtilal Önlenebilir miydi?

06Haz

VE İHTİLAL SONRASI GELİŞMELER...

30May

27 Mayıs ve sonrası

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ