Önce "MADIMAK", Sonra "BAŞBAĞLAR" !! -

Önce "MADIMAK", Sonra "BAŞBAĞLAR" !!


2 TEMMUZ DA CANLAR YANDI!
5 TEMMUZ DA KANLAR AKTI!

Yanan canlar canımız , akan kanlar kanımızdı...

“MADIMAK” İNSANLIK TARİHİNDE KAPKARA BİR  LEKE !

Türküler Yanmaz!

Güneşin ak yüzüne, bir duman çöktü.
Bir türkü çığlıkla ateşe düştü.
Kuytu bir köşede bir çiçek küstü.
Döktü yaprağını, boynunu büktü.

Şu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz.
Güllerim yandı, yüreğim dayanmaz.

Kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz.
Bilmez misin ki türküler yanmaz.
Günü gelir sanma hesap sorulmaz.
Dayanır kapına ''Pir Sultan'' ölmez.

Şu Sivas'ın elinde sazım çalınmaz.
Güllerim yandı, yüreğim dayanmaz. (Edip Akbayram)
Sivas - Gün Tutuşur

2 Temmuz “MADIMAK  KATLİAMI” tarihte büyük bir insanlık suçu olarak hafızalara kazındı. Yazar ve sanatçılardan oluşan 33 kişinin Sivas’ta kaldığı otelde yakılarak öldürülmesinin üzerinden  tam 28 yıl geçti. Olaylar sonucunda iki otel görevlisi ile iki göstericinin de öldüğü ve toplamda 37 kişi yaşamını yitirdiği kayıtlara geçti. 


Elim Olay, 28 yıl önce alevlerin kül ettiği otelin adıyla anılıyor: Madımak Katliamı

Aradan geçen 28 yıla rağmen, yaranın ilk günkü şiddetiyle kanadığına bugün bir kez daha milletçe şahit olduk.  

1993 yılının Temmuz ayı’nda Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan çoğunluğu yazar ve sanatçılardan oluşan 51 kişilik grupta Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de bulunuyordu. 

Devamı mı ?

“İŞTE  OLAYIN CANLI TANIĞI AZİZ NESİN’İN KALEMİNDEN SİVAS KATLİAMI”

“Ben Aziz Nesin. 1915 doğumluyum ve işin aslı yaşadığım toplumdan biraz farklı bir yapıdayım. Boyum kadar kitap yazmış, hayatımı yazmaktan kazanmış biriyim. Açık sözlüyüm, düşünürüm düşündüğümü söylerim. Bundandır ki, ömrümün uzun bir süresini ya hapishanelerde geçirdim ya ölümle burun buruna geldim. Ancak bir olay var ki yarası kapanmaz, kapanamaz.
“Tarihler 1 Temmuz 1993 idi. 4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’taydık. Daha şehre gelmeden, özellikle benim hakkımda bildiriler yayınlanmaya başlanmış, hedef gösterilmiştim. İlk günden itibaren gerginlik had safhadaydı. 2 Temmuz günü ise yerel gazetelerde kullanılan sözler, bir nevi olacakların habercisiydi.
“Röportaj yapmaya gelen İhlas Haber Ajansı muhabiri, aslında o güruhun içinden geçenleri anlatmaya, cevap almaya gelmişti.
“Sürekli camianın tahriklere kapıldığını söylüyordu. Tahrik olabilirler, bunda sıkıntı yoktu. Ancak tahrik olan dövmez, öldürmezdi. Duyarlılık öldürmek değildir arkadaş.
“Bu tartışmadan sonra apar topar otele geçtim.
“Zaten gün içerisinde gerginlik şehrin belli yerlerinde iyiden iyiye tırmanmıştı. Akşam saat 5 sularında ise gözü dönmüş kalabalık Madımak Oteli’nin önündeydi. Dışarı ile iletişimimizi sağlayan tek araç telefondu artık. Erdal İnönü arandı ve ona ‘Erdal Bey sanırım dışarıdaki sloganları ve camlarda patlayan taş sesleri size kadar ulaşıyor olmalı’ dedim. gereken önlemin alınacağını söyleyip, azalan umutlarımızı biraz olsun tazelemişti.

 LAİKLERE ÖLÜM'

“Ancak kalabalığın öfkesi dinmiyor, güruhu sakinleştirmek adına konuşan belediye başkanı ne kadar reddetse de ‘gazamız mübarek olsun’ sözüyle adeta çığırtkanlık yapıyordu. Bundan sonra olacaklar kitle psikolojisinin sonuçlarıydı. ‘Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak’ , ‘Laiklere ölüm’ , ‘Yaşasın şeriat’ ve ‘Sivas Aziz’e mezar olacak’ sloganları, aslında hedefin sadece ben olmadığını anlatmaya çalışıyor gibiydi.

“ÖLÜME EN YAKIN OLDUĞUM AN”

“Önce yağmalama sonra ise ‘yakın ulan yakın’ sesleri ve tekbirlerle çevredeki araçlar ateşe verilmişti. Ateşin kızıllığı, dumanın siyahlığıyla birleşip çevremizi sarmıştı. Bu kaçıncı öldürülüşüm bilmiyorum fakat ölüme en yakın olduğum anı artık görebiliyordum.
“Her şey 5-10 dakika içinde olup bitmişti.

“Odamda Lütfi Kaleli ile birlikte çaresiz bir bekleyiş içerisindeyken, aşağı taraftan korkunç çığlıklar gelmeye başladı. Bağırıldı, yardım istendi ve sonra sesler sustu. Artık sıra bendeydi. Kesin olarak ölüme hazırdım. Hatta Lütfi Kaleli birkaç kez ‘ölüyoruz abi’ dedi. Dedim ölüyoruz, öleceğiz. Başka çare yok. Sonra dönüp Lütfi’ye ‘Sayın Kaleli beni şu yatağa yatır, bu güruha kötü bir ceset vermek istemiyorum. Korkarak ölen bir adam gibi görünmeyeyim. Köşeye büzüşmüş bir adam gibi ölmeyeyim’ dedim. Sonrasında Lütfi’nin önerisiyle camlara doğru koştuk ve yardım istemeye başladık. O sırada otelin önüne yaklaşan bir itfaiye bizi kurtarmak için yeltendi.

“ASIL ÖLDÜRÜLECEK HAYVAN BURADA”

“İtfaiye merdivenlerinden inerken, sonradan Refah Partisi Meclis üyesi olduğunu öğrendiğim Cafer Özçakmak ‘Asıl öldürülecek hayvan burada’ dedi ve tam kurtuluyorum derken artık Sırat Köprüsü’nde gibiydim. Devam etsem linç, geri dönsem cehennem vardı.
“Merdivenlerden inerken, çökmüş haldeydik…
“O sırada görevlilerden biri beni bileğimden çekerek kalabalığın ortasına attı.
“Yere düştüm, tekme ve yumruklarla vurmaya başladılar. Sonrasında polis arabasına kadar sürüklendim. Yaralı olarak kurtulmuştum ancak 35 can, 33′ü aydın 35 insan, yıllar sonra bile yeri doldurulamayacak onlarca değer katledilmişti.”

Madımak'ta katledilen canlar için o günden bugüne bir çok türkü, şarkı yazıldı, ağıtlar yakıldı... Kabuk tutmayan, tutmayacak yaralar yüreklerimizde hep taze kanadı. Çok geçmedi 3 gün sonra da“BAŞBAĞLAR KATLİAMI”yüreklerimize ateş düşürdü.  

2 Temmuz  MADIMAK!
5 Temmuz  BAŞBAĞLAR!

Bu kez Erzincan’ın Kemaliye ilçesi Başbağlar köyünden acı haber geldi. 
Terör örgütü PKK, 5 Temmuz akşam saatlerinde yüzden fazla eşkiyayla köyü kuşattı. Akşam ezanı okunurken köye girip cami cemaatini zorla dışarı çıkardıktan sonra herkesi köy meydanına topladı. Önce terör propagandası yaptı. Arkasından köydeki çoğu çocuk ve kadınları dere kenarına toplayarak kurşuna dizdi. Yetmedi tüm köyü ateşe verdi! Yetmedi Cami, Okul ve Halkevini de ateşe verdi! Saatler içinde BAŞBAĞLAR küle döndü. Tıpkı Madımak gibi...
Güvenlik güçleri köye geldiğinde korkunç bir manzarayla karşılaştılar. Silahsız, korumasız insanlara yönelik alçakça yapılan saldırı sonucu 33 vatandaşımız yaşamını yitirmişti. Önce kurşuna dizip ardından ateşe verilerek...
Kıyım sayısı adeta Madımak’a eşitti. Madımak’ta da 35 kişiden ikisi otel görevlisiydi. Sivas dışından Pir Sultan Şenlikleri için gelen 33 kişi ölmüştü.

Aslında yaşanan bu canice, vahşice iki alçak saldırının toplumun hangi kesimlerine, hangi sinir uçlarına daha fazla dokunacağı zaten belliydi...
Bu sebeple  de uydurma komplo teorilerine de gerek yoktu. Çünkü hedef, her zaman olduğu gibi Türkiye’nin iç barışı ve birliğine nifak ekmekti. 
 
Velhasıl Anadolu’nun bir arada yaşama dokusunu, dil, din, ırk, mezheb , sağ, sol, a partisi, b partisi denilerek  din istismarı üzerinden nifak tohumu eken yapılar, “nifak” kavramı ve “münafık” karakterleri ile milletin manevi duygularını durmaksızın körüklemek için  ortaya çıkmışlardı. 
Ülkemde 28 yıl önce iki gün arayla iki büyük acı, iki büyük katliam, iki büyük soykırım yapıldı!  

2 Temmuz SİVAS MADIMAK'ta yanan canlar bizim canımız; 5 Temmuz ERZİNCAN  BAŞBAĞLAR da akan kanlar, bizim kanımızdı. Ve pek tabii ki o iki gün bu katliamı  yapan eller, aynı ellerdi. Aynı amaca hizmet eden uşaklardı.

MADIMAK’ da yakılan canlarımıza; BAŞBAĞLAR’ da kanı akıtılan  insanlarımıza , Allah’tan rahmet diliyorum  ve saygıyla anıyorum. 

Nazime DUMAN ASLAN

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
04Ağs

‘SON DAKİKA’ ÜLKESİ TÜRKİYE

24Tem

Basın Bayramı

11Tem
03Tem
30Haz

ELMALI DAVASI

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ