6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde Malatya’da konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın sözleri, aslında şehirde yaşayan binlerce insanın günlük hayatında karşılık bulan bir gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi: Takvim ilerliyor, acı ise olduğu yerde duruyor.
Arıkan’ın açıklamaları sadece siyasi bir değerlendirme değil; Malatya’nın deprem sonrası içine sıkıştığı belirsizliğin adeta bir özeti niteliğinde. Aradan geçen zamana rağmen konut sorunlarının çözülememesi, konteyner kentlerin hâlâ bir “geçici çözüm” olmaktan çıkıp kalıcı bir yaşam alanına dönüşmesi, şehirdeki umudu her geçen gün biraz daha törpülüyor.
Konteyner Kentler: Geçici Olan Kalıcıya Dönüştü
Depremden hemen sonra bir zorunluluk olarak kurulan konteyner kentler, bugün Malatya’da farklı bir tabloyu temsil ediyor. Geçici barınma alanları, kalıcı bir hayatın merkezine dönüşmüş durumda. Kura çekilmiş olmasına rağmen evine kavuşamayan vatandaşların sayısı azımsanacak gibi değil. Bu durum sadece barınma krizini değil, aynı zamanda adalet ve eşitlik tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Burada asıl sorun, binaların gecikmesi kadar insanların belirsizlikle yaşamak zorunda bırakılması. İnsanlar ne zaman evlerine taşınacaklarını bilmiyor, plan yapamıyor, hayata tutunmakta zorlanıyor. Bir şehir için bundan daha ağır bir yük düşünülemez.
Malatya’nın Kaybı Sadece Beton Değil
Arıkan’ın “Malatya’nın yüzde 40’ı yok oldu” ifadesi, rakamsal bir tespitten öte, kentin ruhuna dair önemli bir vurgu taşıyor. Yıkılan yalnızca binalar değil; mahalle kültürü, esnaf dayanışması, sokak hafızası ve yılların birikimi de enkaz altında kaldı.
Şehir merkezindeki sessizlik, boş arsalar ve yarım kalan inşaatlar Malatya’nın hâlâ ayağa kalkamadığının sessiz tanıkları gibi duruyor. Bu manzara, “yeniden yapılanma” söylemleriyle sahadaki gerçeklik arasındaki farkı da açıkça ortaya koyuyor.
Ekonomi, Göç ve Sessiz Yorgunluk
Depremin ardından artan kiralar, daralan iş alanları ve özellikle genç nüfusun şehirden ayrılması, Malatya’nın geleceği açısından ciddi bir risk oluşturuyor. Kayısı üreticisinin hâli, küçük esnafın ayakta kalma mücadelesi ve işsizlik sorunu, depremle birlikte derinleşmiş durumda.
Belki de en tehlikelisi, şehirde giderek yayılan sessiz yorgunluk. İnsanlar artık yüksek sesle şikâyet etmiyor; çünkü yoruldular. Umut etmekte, beklemekte ve anlatmakta yoruldular.
Deprem Kader Değil, İhmalin Sonucu
Arıkan’ın altını çizdiği bir başka nokta ise afetin kendisinden çok, ona hazırlıksız yakalanmanın bedeli. Fay hatları, dere yatakları ve plansız yapılaşma meselesi, depremden sonra konuşulup sonra unutulan bir başlık olmaktan çıkmalı. Aksi hâlde aynı acıların tekrar yaşanması kaçınılmaz.
Bu noktada Malatya örneği, yalnızca bir şehir değil; Türkiye’nin afet gerçeğiyle yüzleşme biçiminin de aynası niteliğinde.
Yıl Dönümleri Hatırlamak İçin Değil, Hesaplaşmak İçin Olmalı
Depremlerin yıl dönümleri sadece anma mesajlarıyla geçiştirildiğinde, yaşanan acılar birer temenniden ibaret kalıyor. Oysa bu tarihler, eksiklerin, gecikmelerin ve yanlışların açıkça konuşulması gereken zamanlar olmalı.
Malatya bugün hâlâ cevap bekleyen sorularla yaşıyor: Evler ne zaman bitecek?
Bu şehir ne zaman gerçekten ayağa kalkacak?
Geçici çözümler ne zaman sona erecek?
Bu sorular yanıt bulmadan, ne yapılan konutlar ne de verilen sözler Malatya’nın yarasını gerçekten sarabilecek gibi görünmüyor.

Başkan Geçit, Asrın Felaketinin Toplumda Açtığı Derin Yaralara Dikkat Çekti
Malatya Bizim Evimiz”: Ekmeğine ve Şehrine Sahip Çıkan Duruş
Türkiye–Mısır İş Forumu’nda Malatya Rüzgârı: Sadıkoğlu Katılım Sağladı.
6 Şubat’ta Sahadaydılar: Malatya Ülkü Ocakları Milletin Yanında







